Şüphesiz ki sosyal medya her anlamda çok güçlü bir iletişim aracı. 2011’den beri süregelen global isyanlar sırasında sosyal medya asli unsurlardan biriydi. Türkiye özelinde ise kullanım yoğunluğu ve fonksiyonlarına baktığımızda muhtemelen en güçlüsüydü. Hatta kullanım yoğunluğu o kadar fazlaydı ki -halen daha öyle- 31 Mayıs birkaç gün önceymiş gibi geliyor hala.

Tüm bu zaman zarfında elbette akla hayale gelmeyecek binlerce şey oldu. Ve bu olanları takip edebildiğimiz tek iletişim aracımız (bir elin parmağını geçmeyecek gazete ve TV’yi tenzih ederek) sosyal medya oldu. Sonrasında sansür, engellemeler, dns sproof ve daha nicesi.

Elbette kişiler kadar markalar da bu süreçte bir tavır almak durumunda kaldı. Özellikle küçük markalar kendi meşreplerince AKP’ye ve polis şiddetine atıfta bulunan/eleştiren içerikler yayınladı. Zira her marka-ajans toplantısında zikredilen “müşterilerinizle organik bağı sadece sosyal medya aracılığıyla kurabilirsiniz”in güncel karşılığı tam olarak buydu. Gördüğüm kadarıyla pek çoğu da hak ettiği üzere yüksek etkileşim aldı. Ha, insanlar polis tarafından öldürülürken/dövülürken/kör bırakılırken “ürünlerimiz çok güzeldir + 5TL lol” içeriği giren denyo markalar yok muydu, vardı elbet.

Peki marka tarafında işler nasıl işliyor? Markanın kurumsal iletişim ya da dijitalin bağlı olduğu departman her ne ise yıllık strateji toplantısından her ay ulaşılması gereken aylık KPI’lar geliyor. Bu KPI’lar like, follower, talking about gibi public veriler genellikle. Sektörel olarak erişim, siteye yaratılan trafik vs gibi KPI’lar da olabiliyor. Markanın yayınladığı “benim x’im çok güzel, alın hemen” içeriklerini kimse siklemediğinden, aylık KPI’ı tutturmak için sikko yarışmalar yapılıyor düzenli olarak.

Image

Misal üstte Ülker’in Facebook üzerinde düzenlediği bir yarışma postu var. Zaten yöntemler de üç aşağı beş yukarı aynı. Ya postu like et, çekilişle x kişiye ödül ya da yorum yaz çekilişle y kişiye ödül. Neticesi de yukarıdaki gibi. 50 bin küsür yorum, bin küsür like. Facebook’ta sayfanın aktifliğini temsil eden “talking about” sayısı (son bir hafta içerisinde like, yorum, paylaşım, tag’leme vs fonksiyonlar yardımıyla sayfa ile etkileşime giren tekil kişi sayısı) bu yarışma sayesinde muhtemelen olması gerekenin 10 katı civarına gelmiştir. Peki gerçekte bu ahbap çavuş ilişkisine “etkileşim” demek ne kadar doğru? Gerçekte beleş çikolat kazanmak için Ülker’in alt markaların adını yazan kişilerde bir marka algısı oluşması mümkün müdür? Sorular artırılabilir.

Velhasıl müşterisiyle organik bağ kurarak “siyaset”e  karışan marka mı, yoksa Ülker gibi “yorum yap kazan” ile bir illüzyonu “organik bağ” gibi gösteren marka mı derseniz ben ilkini tercih ederim. İlgili devlet kurumlarında mimli marka listelerinin dolaştığını bile bile.

Reklamlar

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s