Başlık Allan Moore’un ünlü çizgi romanı Watchmen’de geçiyor. Halkın, Watchmen adlı süper kahraman takımını protesto etmek için duvarlara yazdığı bir slogan. Sonrasında gazete manşetlerine taşınıp süperkahramanların kimliklerini ifşa etmesini ve denetlenmesini zorunlu kılacak kanunları çıkartan kampanyanın başlangıç cümlesi. Türkçe’ye “Gözcüleri kim gözlüyor?” diye çevrilmiş. Neticesinde, ayrılanlar olsa da Wathcmen tayfası devletin kontrolüne girip kariyerine devletin baskı aygıtı olarak devam ediyor.

Hem kasetteki şarkıyı kalem vasıtasıyla geri sarabilmiş hem de torrent sitesinden atılmamak için fake upload çakabilmiş şanslı azınlıktan biri olarak gelişimine tanık olduğum en önemli şey internet. Müthiş amk. Adres çubuğuna herhangi bir şeyi yaz ve enter’a bas. Karşında milyonlarca sonuç. Insanın aklı almıyor yeminle.

Dahası, internet sürekli gelişiyor. Hem yeni cihazların bulunmasıyla (akıllı telefonlar vs) beraber fiziksel olarak internete erişim süremiz artıyor hem de büyük sitelerin kullanıcı deneyimini artırmak için geliştirdiği algoritmalar sayesinde (Facebook vs) bize daha uygun içeriklerle muhatap oluyoruz. Yeni cihaz kısmında anlaşılmayacak bir şey yok. Ama kullanıcı deneyimini artırmak için üretilen algoritmalar ve filtrelenmiş içerikler konusu biraz karışık. Facebook örneğiyle anlatalım.

Alttaki görsel Facebook arayüzü. Kırmızı ile çevrelenen de newsfeed/haber kaynağı olarak geçen, takip ettiğiniz sayfaların, arkadaşların, grupların paylaştığı içerikleri gördüğünüz alan.

2014-07-13_2039

Newsfeed denilen bu alanda öncelikle 10 tane içerik bulunur. Siz sayfada aşağıya indikçe yeni içerikler yüklenir alt tarafa. Ancak temel bir sorun var. Varsayalım Facebook’ta 300 arkadaşınız, 200 beğendiğiniz sayfa var ve 20 tane de gruba üyesiniz. Ve siz Facebook’unuzu açtığınız anda hepsi birer tane içerik paylaştı. Sizin newsfeed’inizde ise sınırlı bir alan var. Hangi içerikler size görünecek 10 şanslı içerikten biri olacak? Facebook -ve diğer pek çok büyük site- bu temel sorunu geliştirdiği algoritmalar yardımıyla çözüyor. Peki nasıl çalışıyor bu algoritmalar? Facebook diyor ki senin en fazla etkileşimde bulunduğun kişilerin/sayfaların paylaştıkları içerikleri senin newsfeed’inde daha fazla gösteriyorum. Yani, kankan Bufail’in paylaştığı her içeriğin altına “moruk çok komikmiş sdkjlfkd” yazıyorsan, Bufail’in paylaştığı neredeyse her içerik senin newsfeed’inde ilk 10’da görünüyor. Etkileşim kriterlerden sadece biri, daha onlarca kriter var. Algoritmaya etkiyen kriterler sürekli olarak güncelleniyor ve aslında tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz.

Burada Eli Pariser’in “Filtre Baloncukları”nı anlatan güzel bir TED konuşması var. Facebook newsfeed örneğindeki algoritmaların artık interneti ne kadar değiştirdiğinden bahsediyor. Bayağı da iyi bir örneği var. Eli, pek çok arkadaşına “Google’a ‘Mısır’ yazın ve gelen sonuçların ekran görüntüsünü bana yollayın” demiş. Sunumda iki arkadaşından gelen ekran görüntüleri var. Birinde gelen tüm sonuçlar “Arap Baharı” da denen küresel isyanların Mısır ayağıyla ilgiliyken diğerinde isyanla ilgili hiç sonuç yok. Eli Pariser, Google örneğindeki gibi internette fitre balonlarıyla çevrelendiğimizi ve artık tam olarak nasıl seçildiğini bilmediğimiz, kontrol edemediğimiz ve daha kötüsü bizim seçmediğimiz içerikler aracılığıyla dünyayla bağlantı kurduğumuzu söylüyor.

Bu konuda güzel de bir distopya örneği var. Facebook, 2012 yılında bir deney yapmış. 700 bin kişinin newsfeed’ini kapsayan bu deneye göre Facebook algoritmada bir değişiklik yapıyor. Bazı kişilerin newsfeed’inde pozitif duygular içeren içerikler görünürken, bazılarında ise negatif duygular içeren içerikler görünüyor. Pozitif ve negatif duyguların bulaşıcı olup olmadığının araştırıldığı bu deneye göre çok ufak bir yüzdede böyle bir etkilenme görülüyor. Sonucu siktiret, asıl konu senin rızan olmadan bir internet sitesi üzerinde deney yapıyor. Içerik tüketim alışkanlıklarının duygular üzerindeki etkisini ölçmeye çalışıyor. Önüne filtreler koyuyor ve neleri görüp neleri görmeyeceğine karar veriyor. Insanlık olarak anadilimizde yazılmış bir kitabın çevirisini okuyoruz.

En başa dönecek olursak, insanları korumak amacıyla hareket ettiğini söyleyen süper kahraman takımı Wathcmen’in tamamen denetimsiz olmasına isyan eden halk duvarlara “Who watches the watchmen?”i nakşediyordu. Haklıydı da, gözcüleri de gözleyen birileri olmalıydı. Watchmen’de gözcüleri denetleme/kontrol etme görevi devlete bırakıldı ve neticede Vietkong avlayan süper kahraman görmüş olduk.

Kullanıcılar olarak denetimde bizim de söz hakkımızın olması lazım gibi şeyler söylemek isterdim ama hükümetin internete DNS sproof çaktığı, internet sağlayıcısı TTnet’in PHORM‘la ortaklaşa insanları fişlediği bir memlekette yaşıyorum aq.

Reklamlar

Who watches the watchmen?” üzerine 4 yorum

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s