Son bir haftadır Ekşi Sözlük’te yer alan bir entry, onu paylaşan ajans çalışanları ve bu entry’e atarlanan bir hanımın yazısına ayrı ayrı yerlerde denk gelince, tartışmaya katılmak istedim. Öncelikle şunları okumakta fayda var:

– “Reklam ajanslarının çok eğleniyoruz fotoğrafları” entry’si –> Burada 

– Atarlı hanımın bu entry’i paylaşan arkadaşlarına kızıp yazdığı yazı –> Burada

Ben genel olarak atarlı hanımın yazdıkları üzerinden ilerlemek istiyorum. Diğer arkadaşın Ekşi Sözlük’e yazdığı yazının başı kıçı belli zaten, ben de aynı görüşteyim genel olarak. Müsaadenizle, alıntılar yaparak yazmak istiyorum.

“Bu tip cümleleri yazan insanların iş hayatının ne olduğunu bilmediklerini düşünüyorum. Kölesin diyor, utanmadan arlanmadan kölesin diyor. Ben kimsenin kimseye zorla iş yaptırdığını görmedim? Hiçbir patronun burası bok gibi bi iş yeri gitmek istiyorum diyen işcisine, “yalvarırım beni bırakma” dediğini de görmedim? Para alıyorsun karşılığında para… Köle değilsin o zaman. Burada bir anlaşalım ergen evladım. Beğenmediğin işi bırakırsın, sonuçta ATOM MÜHENDİSİ değilsin ki yıllarca okumanın karşılığında sektör değiştiremez ol. Parasını mı beğenmiyorsun? Başka bir şey dene.”  

Bir kere “köle diyo yha köle diyo, para alıyon ya abi ne kölesi?” kısmı biraz komik 🙂 Elbette ki entry’de yer alan “köle” bir metafor. Genel olarak kapitalist düzen içerisindeki işçilerin, özel olarak da reklam sektöründeki çalışanların vahim durumunu anlatmaya çalışıyor. Düşün, Marx bütün işçileri almış karşısına, konuşuyor. En son da vurucu olsun diye Zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok”  diyor. Alkış, kıymet. Fakat o da ne? Arkadan biri çıkıp “Yalnız Marx Bey, para alıyoz bi dünya, o zaman pek kölelik olmuyor” diyor. Bitti bütün mücadele 😦

Atarlı hanımın üstte alıntılanan yazısında temel bir kabul var. Ve bence sıkıntı oradan doğuyor. Diyor ki “Hiçbir patronun burası bok gibi bi iş yeri gitmek istiyorum diyen işcisine, “yalvarırım beni bırakma” dediğini de görmedim?“. Bu cümlede işçinin “ya ben burayı bırakmak istiyorum” diyebilecek kadar hareket alanına sahip olduğunu kabul ediyoruz. Halbuki neredeyse tüm sektörler için geçerli olmak üzere, böyle bir hareket alanı maalesef yok. Hele hele reklamcılıkta mesai ücreti almak ve örgütlenebilmek bir hayal. Diğer taraftan bu işin merkezi olan Istanbul’da bir kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayıp azıcık da insan gibi yaşaması için gereken minimum tutar ortada. Araba aldın, kredi çektin falan derken eşi benzeri olmayan bir cenderenin içine girebiliyorsun. Bunun üzerine “istemiyorsan çık abi işten” biraz fazla tırışkadan konuşmak oluyor. Diğer taraftan, bu çalışılan ajansla değil, sektörle alakalı bir sorun olduğundan komple sektörü değiştirmek lazım. Benim reklamcılığı bırakıp geri dönmek zorunda kalan pek çok arkadaşım var. Sizin?

Bir diğer sıkıntılı bölüm de “Parasını mı beğenmiyorsun? Başka bir şey dene.” Entry’nin özünde parayla ilgili çok fazla bir vurgu yok. Kazanılan “üç kuruş” paranın “reklamcı görünmek” için Starbucks’ta kahveye ve iş için kaybedilen vakit nedeniyle yemek yapamayıp pizzaya yatırıldığını söylüyor. Yılda 15 gün tatil yapmanın adaletsizliğini, mesai ücreti almadan sabahlara kadar çalışmayı, anlamsız toplantıları vurguluyor çoğunlukla. Fakat buna tepki olarak “parasını mı beğenmiyorsun, o zaman başka bir şey dene” demek, yeterli miktar para karşılığında tüm bunlara katlanmanın meşru olduğunu da kabul etmek oluyor. Döndük yine 8 yaşında çocukların günde 15 saat baca temizlediği Sanayi Devrimi sonrası Ingiltere’sine.

“9-6 mı çalışmak istiyorsun, KPSS’ye gir. Kafan ve çalışacak götün varsa, gir sınavlara memur ol. Ha ama memur olunca, parmak arası terlik ve şortla işe gelemezsin. Kaykılarak, patronuna, head’ine, “ya tamam öldün mü amk yapıyoz işte, sanki dünyayı kurtarıyon” da diyemezsin.” 

Yöneticiyle “samimi” bir ilişki kurmak ve işte rahat kıyafetler giyebilmek için mesai yapma zorunluluğu olduğunu bilmiyordum 🙂 Daha “insani” şekilde çalışabilmek için bir şeylerden feragat etmek durumunda değiliz. Bunu, böyleymiş gibi göstermek de işçinin değil patronun, yani “kaymak yiyen”in görevi. Eğer işçi yapıyorsa da “kraldan çok kralcı”lık müessesesine denk gelmişiz demektir.

“Kazandığın paranın 3′te 1′ini starbakslara pizzacılara verebiliyorsan gayet zenginsin. İnsanlar işsiz. İnsanlar paralarını starbaksa yatırmıyor, evine çoluğuna çocuğuna yatırıyor yavşak? Senin o beğenmediğin pozisyona girebilecek bir sürü adam var. Bir de utanmadan köle demiş, kölesin sen nasıl eğleniyorum diye fotoğraf koyabilirsin demiş.” 

Hanımım bir lojistik şirketinde çalışıyor. Yanılmıyorsam sektörün en büyüğü. Ve kıyafet zorunluluğu var. Geçen konuşurken kıyafet için harcanan parayı kıyafet zorunluluğu getiren tarafın ödemesi gerektiği sonucuna vardık. Hanım normalde şort terlik takılan biri. “Ciddi” kıyafetleri sadece iş için alıyor. Ama kendi kazandığı paradan ödemek zorunda. Bir düşünün, bir mantıksızlık yok mu? Starbucks ve pizzacı konusuna üstte biraz değindim. Bu harcamalar doğrudan ya da dolaylı yoldan “iş”le alakalı.

Bm9NLTLCMAEae49

Insanların işsiz olması, parasını Starbucks’a yatırmayıp evladına yatırması ise konuyla tamamen alakasız şeyler. Nasıl buraya geldik onu da pek anlamadım açıkçası. Yine de bir tercüme işine girersek;

“İnsanlar işsiz” <=> O ZAMAN MESAİ YAPMAYI SIKINTI ETME

Senin o beğenmediğin pozisyona girebilecek bir sürü adam var” <=> O ZAMAN  MESAİ YAPMAYI SIKINTI ETME

İnsanlar paralarını starbaksa yatırmıyor, evine çoluğuna çocuğuna yatırıyor”  <=>  STARBUCKS’A GİDEBİLECEK KADAR “ZENGİN”SİN, O ZAMAN MESAİ YAPMAYI SIKINTI ETME 

Bunlar senin değil, seni sömürenlerin cümleleri.

“Evladım, çocuğum… Bak ateş basıyor beni. Çalışan insana sen hangi hakla köle dersin? Kol gibi sıçtığında tıkanan helan için çağırdığın vidanjör işcisi emekcisi SENİN KÖLEN Mİ? Çöpünü toplayan adam köle mi? Gurbette güneşin altında çalışan, senin evini barkını yapan inşaat işçileri köle mi? Seni bu zamana kadar iyi kötü okutan öğretmenin köle mi lan? Acillerde elalemin hastalığıyla mikrobuyla uğraşan doktorlar köle mi gerizekalı? Çalışan insana sen nasıl hangi hakla köle diyebilirsin?”

Tartışmanın bağlamını koparmak dediğimiz şey tam olarak bu. Doktora, inşaat işçisine vs köle denmemiş, reklamcıya köle denmiş. Onu da belli kaidelere bağlayarak köle demiş Ekşici. Ben daha da ileri götüreyim, evet şu yukarıda yazan tüm çalışanlar köledir. Bir yıl çalışıp sadece 15 gün “tatil hakkı” kazanan, örgütlenemeyen, güvencesizleştirilen, mesaisi ödenmeyen, sigortası yapılmayan, cücük kadar maaşlara çalışan insana köle haricinde ne denebilir, bilemedim.

“Aşağılayarak söylediğin gofret-gazoz-kontör reklamının ana fikrinin arkasındaki koca sosyoloji, psikoloji ve pazarlama bilimlerini bi kenara bırakalım; senede 15 gün tatili olan, mesai almadan eve gidemediğin iş demişsin. Gerizekalı evladım, benim babam kaptan. 8 yaşımdan beri adamın toplasan 1 ay izni ya olmuştur ya olmamıştır. Mesailerinden sonra eve gelmez, biliyor musun? Hayatımdaki önemli olayları hep kaçırdı, bayramlarda, yılbaşlarında hiç olamadı. Babam senin gibi ağladı mı? Hayır. Babam yaptığı seçimlerinin ve getirilerinin farkında.”  

Pazarlama bilimi 🙂 Şimdi böyle söyleyince sanki sosyoloji ve psikolojinin gelişmesindeki en büyük katkı reklam sektörüne aitmiş gibi oluyor. Gel gör ki öyle değil. Insan ve kitle üzerine bu bilimlerden elde edilen verileri insanları “kandırmak”/ikna etmek için kullanıyorsun. Öyle deli gibi anlam yüklemeye gerek yok.

Baba ile ilişki konusunda konuşmak haddim değil lakin “benim babam hiç tatil yapmadı” ile herhangi bir şeyin meşrulaşması pek mümkün görünmedi bana. Zaten temelde söylemeye çalıştığım, senin de baban o kadar çalışmasın, çocuğuyla sevdiğiyle vakit geçirsin. Biraz insan gibi yaşayalım. Başka bir şey değil.

Temelde ciddi bir hatamız var. Özellikle reklamcılarda çok sık rastlıyorum buna. Çizgileri net çekmek lazım. Neden bir işte çalışıyoruz? Neden bütün günümüzü sevişerek, müzik dinleyerek, ağaca sarılarak, gezerek, yiyerek geçirmiyoruz? Paraya ihtiyacımız var. Yani para kazanmamızın tek amacı yaşamak istediğimiz şekilde yaşayabilmek. Bunun için emeğimizi kiralıyoruz ve belli bir miktar zamanı çalışmaya ayırıyoruz. Fakat bu süreler değişebiliyor. Özellikle reklamcılıkta çalışanın tamamen kendine ait olan zaman azalıp, işle dolu olan zamanı arttığından sınırlar kaybolabiliyor. Dolayısıyla insanın odak noktası ve öncelikleri kayabiliyor. Yanisi güzel kardeşim, işin seni düzenli olarak ele geçiriyor. Her maillerini kontrol ettiğinde, her saçma sapan sunum için mesaiye kaldığında biraz daha ele geçiriliyorsun ve ne yazık ki bunu fark edemiyorsun. Daha da kötüsü bunu “normal” kabul ediyorsun.

Herkes bir günde her şeyin değişmeyeceğini biliyor. O mesailer yapılacak, o mailere bakılacak, o sendikaya üye olunmak istendiğinde işten çıkartılacak… Lakin en azından konuşurken olması gerekeni söyleyelim, yüceltmeyelim nefret edilmesi gereken canavarı.

“Çalışmak iyi bir şey olsa, üzerine para vermezler!” 

Reklamlar

Bir reklam ajansı çalışanı araştırması: süper insan mı, düz köle mı?” üzerine 5 yorum

  1. Ogrenciyken hep bir adim onde olmaya calistim diplomaya degil donanimlarima guvendim. Bir kac ay sabredip hedefledigim sirketlerden birinde ise basladim. 4 yil icindr bu cok uluslu sirkette departman yoneticisi oldum. Cok calistim. Karsiliginda para aldim. Ayakkabi, telefon, cart curt icin asla borclanmadim. Odeyebilecegim ve binebilecegim bir arac aldim. Sosyal medyadan uzak durdum. Sahip oldukarimi da olmadiklarimi da kimseye duyurmaya calismadim yani bilmem nerede yemek keyfi gibi fotolarda yayinlamadim sirf gosteris olsun diye luks araba borcuna girmedim. Yalakalikla degil donanimimla ilerledigim icin kimseye eyvellahim olmadi. Kredi karti borclari kredi karti borclariyla acik pozisyona dusmedigim icin kimseye gebe kalmadim. Mevcut is yerinde diledigimce calisirim istersem pat diye ayrilirim. Mesaim odenmezse hakkim yenirse karsima Avrupa muduru olsa masaya yumrugumu vurur hakkimi isterim. Gerekirse mahkemeye giderim ama zaten sen adamsan ya da kadinsan kimse senin hakkini falan yemez zaten. Kisacasi beyaz yakalilar kole degildir. Insanlar kesler gibi uc kurusluk malzemeler, aptal markalar, luks haracamalar icin acik pozisyona dusup calistiklari sirkete domaliyorlarsa koleyiz vs. Diye aglamasinlar. Isteyen ege kasabasina gitsin istryen buzlu badem denesin isteyrn deliler gibi calissin. Adam olan istedigi hayat icin hazirlanir ve gunu gelince hayata gecirir. Yukarida arac kredisi demissin. Cok da dert degil iki yil disini sikar sonra istedigin yola def olur godersin ama birsey soyleyeyim mi sen 2 yil icinde bir ust modeli alir yine borclanarak gebe kalirsin. Kısacasi siz sostemin degil sig isteklerinizin kolesisiniz.

  2. “İşiyle özdeşleşen insan yoğun yabancılaşmayı derinden yaşar” derdi Ünsal Oskay hoca, ne güzel söylemiş. Utanacağımız şeyleri bayrak diye dolaştırıp bundan da mutlu olan var ki işin hüzünlü yanı burası bence.Hocaya iyi de hocam ne yapacağız deyince “böyle devrimler falan geride kaldı, eskiden saçlarımızı kazıtmanın bile anlamı vardı, şimdi zaman değişti, eşitsizliğin farkında bir hayat yaşayın yeter” derdi,şimdi gel de yanma hocanın göçüp gittiğine..

  3. Ben de bu abuk yaziya bir sure once rastladim ve blog’a epey aciklayici bir cevap yazdim. tabii ki moderasyon da blog sahibinin elinde oldugu icin yayinlanmadi. buradan benzer bir cevap vermissiniz. elinize saglik.

  4. O çılgın psikoloji, sosyoloji birikimine rağmen bir şey için emek harcamakla emeğini sömürtmek arasındaki farkı görememek gerçekten priceless. Öte yandan ben de işletmemde tam da Bahariye Hanım gibi çalışanlar isterim. Benim zorbalığıma aklınca rasyoneller bulup, işine daha bir dört elle sarılacak eleman benim için ayın elemanıdır.

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s