Bu sene Başka Sinema ile Türkiye’de de gösterilen Frank, çok iyi bir komedi-drama. Bununla beraber temelinde yer alan sosyal medya ve kimlik bunalımı ile üzerine konuşulmayı fazlasıyla hak ediyor.

Neredeyse tüm film boyunca kafasında dev bir maske ile gördüğümüz Frank’i Michael Fassbander oynuyor. V for Vandetta’da Hugo Weaving’in çıkardığı iş kadar mükemmel bir performans göstermiş Fassbander. Ses kullanımı, beden dili, karakter hakimiyeti inanılmaz. Özellikle filmin son bölümü Fassbander’ın şölenine dönüşüyor. Oyunculuk demişken Domhnall Gleeson ve Maggie Gyllenhaal’un performansları da çok başarılı.

Film, boktan müzisyen Jon’un, tesadüfen deneysel sayılabilecek bir müzik yapan Soronprfbs adlı grubun klavyecisi olmasıyla başlıyor. Grubun beyni Frank, kafasında kocaman bir maskeyle takılan bir solist. Diğer grup elemanlarının da “farklı” olma konusunda Frank’ten aşağı kalır yanı yok. Aralarındaki en “normal” kişi grubun yeni klavyecisi Jon. Onun “normal”liği de ezikliğinden kaynaklanıyor.

Frank

Burda bir parantez açmak lazım. Frank karakteri aslında Ingiliz müzisyen-komedyen Chris Sievey’in 1984 yılında yarattığı ve 1990’lara kadar popülerliğini koruyan Frank Sidebottom karakterinin ta kendisi.  Frank’in maskesi de Frank Sidebottom’un sahnede kullandığı maskenin hemen hemen aynısı.

Bundan sonrası az buçuk spoiler olabilir. 

Film, Frank ve Jon arasındaki ikilik üzerinden ilerliyor. Frank için sosyal medyadaki bir karakterin fiziki dünyadaki izdüşümü dersek herhalde ayıp etmiş olmayız. Zira bunu film boyunca kurduğu cümlelerden sonra sosyal medyada olduğu gibi “üzgün surat”, “mutlu surat” vb smiley türlerini zikrederek açıkça gösteriyor. Frank, fiziki dünya ile arasına bir maske koyarak yaşıyor. Tıpkı sosyal medyanın yarattığı yalıtım gibi.

Jon ise grup üyeleri tarafından sevilmeyen bir karakter. Genel olarak da insanların Jon’dan pek hoşlandığı söylenemez. Ama ne zaman ki Jon gruba giriyor, kayıtlarla ilgili Youtube’da videolar paylaşıyor, tweet’ler atıyor ve bir sosyal medya fenomenine dönüşüyor, işte o zaman Jon’un karakterinde de değişimler baş gösteriyor. Jon’un paylaştığı tweet’ler aslında var olanla ironi oluşturacak şekilde kurgulanmış. Misal Clara gelip kafasına vurduğunda “grup arkadaşlarıyla kayıt qeyfi xD xD” minvalinden bir tweet paylaşıyor. Film ilerledikçe fiziki dünyadaki tırto Jon gidiyor, yerine “maske takan Frank” gücünde bir karakter geliyor. Aynı zamanda Frank’in güçlü karakteri, Jon’la vakit geçirdikçe kayboluyor. Jon’un kendine güvenin kaynağı sosyal medyada artan takipçi sayısı, video izlenme sayısı vs. Ama grubun sosyal medya aracılığıyla artan popüleritesiyle beraber müzikal kalitesi fazlasıyla düşüyor.

Yönetmen bilmişlik edip tek bir yol göstermiyor izleyiciye. Onun yerine “sosyal medya etkisi” diyebileceğimiz bir şey varsa, kafaya takılan dev bir maskenin de aynı işlevi olabileceğini söylüyor. Temelde ise sosyal medya ve kimlik arasında büyük bir etkileşim olduğunu söylüyor ve popüler sinema izleyicisi için bunun etkilerini bir anlamda tartışmaya açıyor Frank ile.

Son söz olarak da filmin son sahnesi muhteşem demiş olalım.

Alakasızca ek: Frank’in doğaçlama sözlerini duyunca benim aklıma Twitter’dan Marqopasa’nın efsane tweet’i geldi.

2014-09-26_1742

Reklamlar

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s