Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşıma giren, çokça paylaşılan bir fotoğraf var. 9 Eylül Üniversitesi’nde Türkan Başyiğit adlı bir hoca, 1. sınıf öğrencilerine Ermeni Soykırımı’nın olmadığına dair belgelerle bezenmesini istediği bir ödev veriyor. Görsel aşağıda.
2014-12-19_0947

Sonrasında da Twitter hesabından bazı tweet’ler paylaştı. Aşağıda güzide bir örnek mevcut.

2014-12-20_2119

Diaspora yazmayı bilmeyen, de’yi ayıramayan, cümleyi iki nokta ile bitiren bir “akademisyen”in vahim durumunu bir kenara bırakırsak, uzun zamandır yazmak istediğim bir konuya vesile olduğu için kendisine teşekkür etmeyi borç bilirim.

Askerliği 2010’da Diyarbakır’da yaptım. 2 haftada bir çıktığım çarşı izinlerinde Diyarbakır’ı az da olsa gezebildim ama askerlik psikolojisi insanı bir miktar aptallaştırdığından şehre gerekli kıymeti veremediğimi düşündüm hep -ki o zaman da sevmiştim Diyarbakır’ı-. Neden bilmiyorum, son 2-3 yıldır, geçmişte hayatımda yer kaplamış şeylere tekrar bakma, anlamaya çalışma hissiyatı hasıl oldu. Eskiden izlediğim, dinlediğim, okuduğum şeylere tekrar bakmaya başladım. Bir de geçmişte yaşadığım şehirleri tekrar görme ihtiyacı hissediyorum. Velhasıl bu kişisel ihtiyacın neticesinde geçen sene Diyarbakır’a da tekrar gidip, askerken göremediğim, görsem de anlayamadığım şeylere dikkat kesildim. Şans bu ya, gittiğim dönemde Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nde “Dildilian Kardeşler’in Objektifinden Bir Ermeni Ailesinin Yitik Geçmişine Tanıklıklar” adlı bir sergiye denk geldim. Istedim ki beni çok etkileyen bu hikayeyi daha çok kişi duysun, bilsin. Yazmak bugüne kısmetmiş.

“Zaten inanan biri için kimse tanık değildir ve bu yüzden tanığa ihtiyaç da duymaz; ama inkar veya şüphe eden ya da habersiz olanlar için tanıklık gereklidir.”  -Thomas Hobbes 

Sergi, hikayenin kahramanı Tsolag Dildilian’ın torunu Armen Tsolag Marsoobian tarafından tamamlanabilmiş. Öncesinde Marsoobian’ın dayıları Humayag ve Ara Dildilian, 1980’lerin ortasına kadar çalışmışlar lakin bitiremeye ömürleri vefa etmemiş. Bayrağı devralan Marsoobian, fotoğrafçı ailenin arşivindeki yüzlerce fotoğraftan, araştırmadan, anıdan, akademik çalışmadan bu muhteşem sergiyi oluşturmuş.

fft64_mf1433805

Tsolag Dildilian, 1872’de Yozgat’da doğuyor. Lakin henüz 1 yaşındayken şehri kasıp kavuran büyük yangın ve sonrasında gelen kıtlık nedeniyle baba Krikor Dildilian Sivas’a göçme kararı alıyor. Burada Krikor ve kardeşi bir kunduracı açıyorlar. Dükkanın pencerelerindeki sardunyalar nedeniyle şehirde Çiçekli Kunduracı olarak anılmaya başlıyor. Zanaatini Istanbul’da öğrenmiş Iddialı bir kunduracı olan Krikor’un kunduraların altına bastığı mühürde iki ölçekli bir terazi var. Bir tarafında ayakkabı, diğer tarafındaysa kelebek var. Ayakkabıların hafifliğini bu güzel mühürle simgelemiş kunduracı Krikor Dildilian. Kısa sürede şehirde namı alıp yürüyor. Zamanın Sivas Valisi, ABD konsolosu falan hep Krikor’dan alıyor artık ayakkabılarını. Aile saygı görüyor, dostlar kazanıyor. Lakin en büyük oğul olan Tsolag’ın kunduracı olma hayali yok. Onun en büyük merakı fotoğrafçılık. Başta Krikor karşı çıkıyor ama kardeşinin de araya girmesiyle izin veriyor Tsolag’ın fotoğrafçı olmasına.

Tsolag, henüz 16 yaşındayken babasının aldığı 5×7 inç’lik kamerayla fotoğraf çekmeye başlar. Evvela ders alır lakin hocası ilgili biri değildir. Enseyi karartmayıp kendi başına devam eder çalışmaya. Çektikçe daha güzel fotoğraflar çıkar ortaya. Aile dostları olan eczacının yardımıyla fotoğrafları kağıda basmayı öğrenir. O dönem Anadolu’da yerleşik stüdyo yoktur. Fotoğrafçı şehre gelir, seyyar stüdyosunu kurar, birkaç gün fotoğraf çeker ve başka bir şehre yollanır. Tsolag stüdyo açmak ister ama o kadar kolay olmaz. Babası da yalnız ve tecrübesiz Tsolag’ın bu işe girmesine karşı çıkar. Istanbul’dan deneyimli fotoğrafçı Mikael Natourian Sivas’a davet edilir. Baba Krikor evini ipotek ettirir, 1000 dolar borç alır ve gerekli malzemeleri temin eder. Tsolag’ın stüdyosu açılır böylece.

Her ne kadar halk bu fotoğrafçılık işine sıcak bakmasa da o dönem için büyüleyici bir iştir. Kısa sürede iş büyür. O dönem Merzifon’da açılan Anadolu Koleji, mezuniyet törenlerini ve öğrencileri çekmesi için düzenli olarak Tsolag ve Mikael’i Merzifon’a davet eder. Bir süre sonra Tsolag ve Mikael ikinci şubeyi, Amerikalıların açtığı Anadolu Koleji’yle beraber çehresi değişen Merzifon’da açmaya karar verir. Fakat Mikael’in ani bir kalp krizi neticesinde hayatını kaybetmesi Tsolag’ı derinden sarsar. Ardından, Tsolag henüz 22 yaşındayken salgın hastalıkta önce annesini, 5 ay sonra da babasını kaybeder. En küçüğü 10 aylık olan 5 kardeşine bakma görevi Tsolag’a düşer. Ancak şans bu ya, babasının vefatından birkaç gün sonra Anadolu Koleji’nden bir telgraf alır, kolejin resmi fotoğrafçısı olması istenmektedir. Hiç düşünmez, en küçük kardeşini amcası ve yengesine teslim ederek 4 kardeşiyle beraber Merzifon’a taşınır. Giderken kendisine yardım etmesi için 16 yaşındaki amcasının oğlu Sumpad’i de yanında götürür. Gittiklerinden kısa süre sonra Anadolu’daki bazı Ermeni bölgelerinde Hamidiye Alayları katliamlar gerçekleştirir. Bu bölgelerden biri Merzifon’dur. Ama Tsolag ve Sumpad, Anadolu Koleji’nin himayesi altında zarar görmeden çalışmaya devam eder. Fakat kardeşlerini Sivas’a yollamak zorunda kalır. Zira Sivas, babası ve amcasının çevresinden dolayı daha güvenlidir.

2955134

(Anadolu Koleji hocaları. x ile işaretlenenler öldürülen öğretmenler) 

1895’ten sonra Tsolag’a yuva olan Anadolu Koleji için burada ekstra bir sayfa açmak elzem. Zira Hamidiye Alayları’nın katliamları durdurulunca Anadolu’ya iyimserlik hakim olur. Aynı acıların tekrar yaşanacağı düşünülmez olur. Bu dönemde Merzifon’daki Anadolu Koleji, birkaç kat genişler. Öğrenci ve öğretmen sayısı artar. Çoğunlukla Rum ve Ermeni olan kadroda, Rus ve Türkler de bulunur. Kolejin orkestrası Merzifon’da düzenli konserler vermeye başlar. Müzesinde 7000 bitki ve hayvan türü bulunur. Herkese açık kütüphanesinde 10 binden fazla kitap vardır. Anadolu Koleji’nin bu girişimleri başka okulların da ortaya çıkmasını sağlar. Hatta işitme engelliler için deneysel bir okul bile kurulur Merzifon’da. Anadolu Koleji de başta dispanser olan yapıyı büyüterek büyük bir hastaneye dönüştürür, tıp eğitimi vermeye başlar. Hastaneye röntgen cihazı getirilir. Fotoğrafçı olarak cihazın kullanımını Tsolag üstlenir. Lakin henüz röntgen cihazının radyoaktif etkileri bilinmediğinden, korunmasız olarak cihazı kullanan Tsolag ileride çene kanserine yakalanır ve ölümü de bu sebepten olur.

1899’da, Tsolag 27 yaşına geldiğinde evlenir. 10 yılda 6 çocuğu olur, biri hayatını kaybeder. İşleri büyümektedir. Amacısının oğlu Sumpad Samsun’da bir dükkan daha açar. Tsolag ise Anadolu’yu gezip fotoğraflar çekmektedir. Adı artık büyük fotoğrafçılar arasında geçer. Hayat yavaş ve sakin akar bir süre. Tsolag, Anadolu Koleji’nin sokağına bir konak yaptırır. Tsolag’ın kardeşi Aram da Anadolu Koleji’nde edindiği vizyonla fotoğrafçılığa girmiştir. Henüz 9 yaşındayken Sivas’ta bir molla tarafından saldırıya maruz kalınca bacağı kesilmiştir Aram’ın. Ama hayata küsmemiş, becerilerini geliştirmiştir. Uğraşa didine Amerika’da fotoğrafçılık eğitimi veren bir üniversiteye kayıt yaptırmayı başarır. Okulu bitirir ve 2 yıl Amerika’da kalır ama özlem duygusu ağır basar. Döner Merzifon’a. Gelirken, Amerika’dan gördüğü icatları, gelişmeleri de beraberinde getirir. Anadolu Koleji’nin eğitim müfredatında bu gelişmeler kullanılır. Bu büyük hizmetin karşılığında Aram’a Almanya’dan protez bir bacak getirtilir.

Aram ve Tsolgar için Merzifon’da hayat fazlasıyla güzeldir. İşleri gelişmiş, Merzifon büyümüştür. Osmanlı Ermenileri için de bu dönem büyük gelişmelere tanıklık eder. 1908 Anayasası ile beraber özgürlük ortamı doğmuştur. Mecliste 12 Ermeni vekil vardır. Vekillerin söyledikleri, temsil ettikleri o zaman için büyük önem taşımaktadır. Bu barış ortamının gelişmesi beklenirken Ermenileri hedef alan Adana Katliamı her şeyi yerle bir eder. Aram bu dönemde Konya’da bir stüdyo açar. Fakat hem 1. Dünya Savaşı koşulları hem de soğuğun bacağına iyi gelmemesi nedeniyle Adana’ya göçer. Derken büyük yıkım 1915’te gelir. (Soykırım nedir, ne değildir kısmına girmeyeceğim ama anlamak için deli gibi kaynak var aramasını bilene. Birkaç tanesi burada; İstatistik ve matematik harekâtı olarak Ermeni Soykırımı, 1915 Ermeni Soykırımı’nda iyiler ve kötüler, Hukukçunuz diyor ki, Soykırım; ölenlerin sayısı değil, kalanların suskunluğudur, Modern Türk Devleti soykırımla yüzleşmek istemiyor, çünkü…, Ermenileri biz kırmadık, sabahçılar kırmış! Nisan 1915’te Van’da neler oldu? Kalkıp Ermeni Soykırımı’nı tanıyacaksınız diyemem elbet. İnanmak istemeyene de yapacak bir şeyimiz yok. Lakin o dönem Anadolu’daki hayatı, Osmanlı’nın durumunu, İttihat ve Terakki’nin ortaya çıkışını bir öğrenmeye çalışmak lazım. Diğer türlü bu büyük utancı anlamak da, onunla yüzleşmek de mümkün olmaz. Misal geçenlerde Bianet’te bir makale yayınlandı. Dediklerine göre Sarıkamış’ta tek kurşun atmadan onbinlerce askerin karda kışta ölmesi halktan saklanmış, ordumuz büyük başarı kazandı denmiş. Sonrasında Istanbul gazeteleri bu büyük katliam için “Ermeni çeteleri arkadan saldırdı” diye haber yapmış. Sarıkamış Harekatı’ndan 5 ay sonra Ermeni Soykırımı gerçekleşti. Şu anda dahi medyanın nasıl iktidar köpekliği yaptığı ortadayken bir de o zamanki iletişim ağını düşünün. Hiçbir şey içinde bulunduğu ekonomik, toplumsal, siyasi koşullardan bağımsız değil. O zamanki koşulları anlamadan, tarihimizin en karanlık olayını anlamamız da mümkün değil bana kalırsa.)

Dildilian’ların kurtarıcısı fotoğrafçılıktır. Zira o bölgede Dildilian’lardan başka fotoğrafçı bulamayan devlet yetkilileri onlara muhtaçtır. Bu sayede ne cepheye ne tehcire yollanırlar. Fakat müslümanlığa geçmek zorunda kalırlar. Merzifon’daki hatırlı dostları onların ancak bu şekilde kurtulabileceğini söyler. Isimleri de değişir elbet; Tsolag olur Pertev, Aram olur Zeki. Kızkardeşleri Hayganuş da Nadire adını alır. Kendileri kurtulur ama ailelerinden pek çok kişiyi kaybederler. Fakat fotoğrafçılıktan daha önemli bir işleri vardır artık; tehcirden kurtulan çocukları himaye etmek. İlkin 18 kişiye ev sahipliği yaparlar. Neredeyse 2 yıl güneş görmeden evin mahzeninde saklanır bu 18 kişi. Derken 1. Dünya Savaşı sona erer. Almanlar çekilir. İtilaf Kuvvetleri Anadolu’ya varır. Britanya Ordusu’na ait bir müfreze de Merzifon’a gelir. Aram ve Tsolag geride kalan yetimlere yardımcı olmaya çalışırlar. Pek çok kişiye mektup yazıp bir yetimhane kurmak için destek isterler. Olumlu dönüşler olur ve yetimhane kurulur.

2806864

Tehcir öncesi  Merzifon’da 12 bin olan Ermeni nüfusu, geri dönenlere ve kurtulanlara rağmen 3 bin civarındadır artık. Aram ve Tsolag’ın kurduğu yetimhanenin himaye ettiği çocuk sayısı ABD’lilerin de yardımıyla 1200 olmuştur. Ancak başta Ermenilere yardımcı olan Ingilizler, iki taraflı oynamaya başlayınca Ermeniler’in korkusu tekrar gün yüzüne çıkar. Politik atmosferi belirleyen Türk-Yunan savaşı gerginliği sürekli artırmaktadır. Artık tek ihtimal kalır. Önce Yunanistan’a, oradan da Kalifornia’ya göçerler.

Günümüzde eski Samsun kartpostallarındaki fotoğrafların büyük çoğunluğu Tsolag’a aittir.

Rivayet odur ki, Tsolag 16 yaşındayken babası fotoğrafçılık yapmasına izin versin diye Surp Nışan Manastırı’na gitmiş ve dua etmiş. Eğer fotoğrafçı olursa 10 yetime bakacağına dair and içmiş. Rivayet doğruysa sözünü fazlasıyla yerine getirmiş Tsolag Dildilian.

4363889

Şurada konuyla ilgili bir video var.

Kaynak olarak serginin kapsamlı broşüründen fazlasıyla yararlandım, pek çok cümleyi de gözünün yaşına bakmadan kullandım. Ayrıca internette de konu hakkında pek çok kaynak mevcut. Lakin olur da denk gelirseniz muhakkak sergiyi gezin, üzücü olduğu kadar umut ve güzellikle de dolu olan bu etkileyici atmosferi yaşayın.

Reklamlar

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s