İçerik hırsızlığı ve Can Direkli-Big Chefs örneği hakkında

Internetlerimizin en büyük sıkıntılarından biri içerik hırsızlığı, malum. Hatta geçtiğimiz günlerde Onedio’nun video tarafının ilk işinin TÜFEV‘den arak olduğuna dair ciddi iddialar ortaya atıldı. Ki haklı gibi görünüyorlar. Onedio’nun çektiği video burada.  Önce videoyu izleyip sonra TÜFEV’in sayfasını inceleyince anlayacaksınız.

Elbette ki bu Onedio’nun ilk vukuatı değil. Bildiğim kadarıyla içerikten para kazanmaya çalışan pek çok sitenin Onedio’yla bir derdi var. İçerik hırsızlığı yapıyorlar demiyorum, lakin bu eleştirileri önleyecek hiçbir şey yapmıyorlar, o çok açık. Şurada biraz yazmıştım bu konuda: Ekşi Sözlük ve Onedio paracıkları ne yapıyor?

Temelde sistem nasıl işliyor? Markalar, takipçi kitlesi kendi hedef kitlesine uygun olan sitelere reklam veriyor. Sallıyorum, evtasarımı.com diye bir siteniz var. İyi içerik üretiyorsunuz. Takipçi kitleniz, dijital ekosisteminiz vs oluştu. Ikea vs gelip “yav bir içerik yapsan da bizim de şu ürünü arada geçirsen” diyor. Sen de tamam diyip ortalama bir gösterim/okunma kpi’ı veriyorsun. İş sonunda da paranı alıyorsun falan. Temel sistem bu. Fakat sen editör tutup, emek verip, çekimler vs yaparken bir bakıyorsun içeriğin birkaç cümle değişiklikle Onedio ya da benzer bir sitede yayınlanmış. Dolayısıyla paracıklar sana değil, Onedio ya da benzer siteye gitmiş. Çünkü trafiği sen değil onlar almış. Olmuyor neticede ve 1 yıl sonra batıyorsun. Epey güzel örnekleri var bu batışların. (Bu arada “Onedio”yu temsili olarak kullanıyorum bu mevzularda çok fazla adı geçtiğinden.)

Velhasıl, internet çok kısıtlı alanlara hapsoluyor bu şekilde. Yenilerin hayatta kalması imkansızlaşıyor. İçerik hırsızlığı sektörel standarda dönüşüyor. Etik kurallar oluşamıyor falan. Kapsamlı bir distopik projeksiyon yapılabilir bunun üzerinden.

Asıl mevzuya gelirsek, Can Direkli adında bir kardeşimiz dün http://bigchefsbananeyapti.tumblr.com adlı bir blog açarak, “Big Chefs & Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu İhlali” başlıklı bir makale yazmış. Epey bir yerde denk geldim ve Can Direkli adlı kardeşimizin tavrından tiksindiğim için “içerik hırsızlığı” perspektifinde ben de konuya müdahil olmak istedim.

Kabaca olayı özet geçersek; Can Direkli Big Chefs’i çok seviyor. Sürekli orada yemek fotoğrafları çekiyor falan. Bir gün Big Chefs’e gidince kendi çektiği bir fotoğrafın, Big Chefs ve Denizbank ortaklığında bir indirim kampanyasında kullanıldığını görüyor. Müdürü arayıp “olm ne ayak” diyor. Müdür de “moruk  zamanında bir fenomenle iş yapmışız, fotoğraf ondan kalmış. Kampanya zamanı Denizbank bunu seçti biz de kullandık” diyor. Can Direkli de “o zaman içerik partnerliği yapalım ya da bana paracık verin yahut bir çözümle gelin” diyor. İş çözülemiyor, bloglara dökülüyor.

Can Direkli’nin hikayesinde çok ciddi sıkıntılar var. Misal, temel götlük Can Direkli’nin fotoğrafını kendisi çekmiş gibi Big Chefs’e veren fenomende. Fakat adı hiç geçmiyor. Hatta Can Direkli diyor ki “Bahsi geçen fenomenin fotoğrafı kendi çekmiş gibi verdiğinden adım gibi emin olduğumu söyledim.” Hatta şöyle bir şey de diyor “Benim fotoğrafımı size veren şahsın farklı olaylarını da duyduğum ya da maruz kaldığım için, bu kez elim kuvvetli olduğundan bu işin peşini bırakmak istemiyorum, sadece bu.” Şimdi, böyle söyleyince Can Direkli’nin tüm derdi içerik hırsızlığı yapan isimsiz fenomenmiş gibi görünüyor değil mi? Peki böyleyse onun adını vermesi, ifşa etmesi gerekmez mi? Halbuki tüm yazıda sadece Big Chefs’e giydiriyor.

Sonrasında ilk görüştüğü müdür, bir üstüyle Can Direkli’yi görüştürmüş. Orada Can Direkli “Big Chefs ekibine konu ile ilgili bir sürü çözüm yolu buldum. Ayrıca bir içerik partnerliği yapabiliriz sizin bu fenomen ile yaptığınız gibi, ya da insanların önerdiği gibi bana belli bir meblağ ödersiniz çünkü burada dijital bir fotoğrafı şubelerdeki masalarda giydirme olarak kullanıyorsunuz bunun ederi normalde çok yüksekken ben sizden ufak bir meblağ alabilirim…” demiş. Bu çözüm sunmak değil, menfaat sağlamak. Ki bir üst paragraftaki alıntıda “bu kez elim kuvvetli olduğundan” falan diyor. Bilinçaltı fışkırıyor resmen. Ayrıca asıl mevzu o sürekli milletin içeriğini çalan fenomense, Big Chefs ile içerik partnerliği yapmak nasıl bir çözüm olabilir ki? Ki Can Direkli’nin içeriğe sonradan yazdığı notlarda şöyle bir şey var; “Onlardan çözüm yolu beklememin sebebinin de bu fenomen özelinde duyduğum/deneyimlediğim başka olayların da yaşanmış olmasıydı. Birazcık ‘artık ben buna bir son diyeyim’cilik belki.”  Tekrar soralım; asıl mevzu o sürekli milletin içeriğini çalan fenomense, Big Chefs ile içerik partnerliği yapmak nasıl bir çözüm olabilir ki?

Can Direkli kardeşimiz sonrasında karakterleri bold yaparak şöyle diyor; “Tüm bunlar olduğu sırada, Big Chefs’in aslında bu fenomen ile bir sözleşme dahi imzalamadığını öğrendim!” Madem Can Direkli kardeşimiz o fenomenin düzenli olarak hırsızlık yaptığını bilecek kadar sektörü tanıyor, çoğu fenomenin sözleşmesiz ya da faturasız iş yaptığını da bilir. Peki bunu yazmadaki amaç ne? Markayı tehdit etmek.

Peki bu kadar uzun uzun konuyu anlatan Can Direkli neticede ne yapıyor? Dava açmıyor misal. Onun yerine blog açıyor. Tüm sorunum içerik hırsızlığı yapan fenomenle diyor ama onun ismini vermiyor. Tamamen “iyi niyet”i ile çözüm bulmaya çalışıyor ama böyle basit bir mesele için müdürle telefonda 100 dakika konuşup, tüm konuşmayı kaydediyor. Ve tüm bu menfaat sağlama çabasına “içerik hırsızlığı” ambalajıyla taraftar bulmaya çalışıyor. Hatta blog yazısındaki neden dava açmadım bölümünde “Türkiye’nin en güçlü iş kadınlarından biri, Big Chefs’in CEO’su olan kişi ile karşı karşıya gelmek istemediğimden” diyor misal. Çünkü Can Direkli kardeşimiz bir profeminist. Davasına feministler de destek versin.

Velhasıl içerik hırsızlığı internetin gelişmesinin önünü tıkayan, ifşa edilmesi gereken bir şey. Mümkünse içerikten para kazananların (içerik siteleri, fenomenler vs) bu konuda örgütlenmesi ve belli etik kuralları kabul etmesi sektörün gelişmesi açısından epey faydalı olur. Diğer türlü içerik hırsızlığı konusunda gerçek mağdurların boşalttığı alanı, Can Direkli gibi arkadaşlar doldurur.

 

 

 

Reklamlar

İçerik hırsızlığı ve Can Direkli-Big Chefs örneği hakkında” üzerine 15 yorum

  1. Can’i cevreden biliyorum. Iyi niyetim diye bastira bastira yazdigi tamamen yalan kendisi baya baya insanlarin acigini kollayan genelde herkesle sorun yasayan biridir. Buna da hic sasirmadim. Dava acmama sebebi Big Chefsin odemesi gereken miktari az bulmustur ve ben mevzuyu internete tasirsam daha cok taninirim ve daha cok is yaparima getirmeye calismistir. Fakat karakterini o yaziyla saklayamamis ve cogunluk gozunde ters tepmis, hayat iste! Uzgunuz senin adina Can, iyi niyetin aynen boyle devam etsin ki herkes gercek amaclarini ogrensin;)

  2. Karmaşık duygular içerisinde okudum ilgili entryi sözlükte. Başta hak verdim Can Bey’e ama okudukça fikrim değişti. Biraz sert olsa da bu Blog yazısı da net bir biçimde katıldığım bir yazı. Konuya neden dahil oluyorum çünkü çok fazla zaman ayırdım ve boşa gittiğini hissettim. Can Bey haklı olarak dava açsa para istese ya da ben bir anlaşma pesindeydim dese zerre laf etmezdim. Para kazanmak neden kötü olsun ki? Ya da is yapmaya çalışmak neden garip olsun. Ama dava acmiyorum derdim sadece telif hakki demek bana en kibar ifadeyle doğru gelmedi. Madem biz tek yumruk oluyoruz büyük markaların karşısında o zaman birbirimize samimiyet de borçluyuz.

  3. Saçma sapan bir mevzu. Tüm detayları okuyacak kadar boş vaktim yok belki benimle aynı düşünceye sahip birisi de yazmıştır ama yine de yazayım buraya. Kendi çektiğiniz fotoğrafın telif hakkı ihlali için yaygara koparıyorsunuz ama bir firmanın ürününe ait fotoğrafları izinsiz çekip internete yayıyorsunuz?? Sadece ürün değil firmaya ait nüansları da sürekli paylaşıp onlara özgü tasarımların/fikirlerin gizliliğini ihlal ediyorsunuz. Ürüne para vermiş olmanız sizi o ürünle alakalı herşeyi yapabilme hakkı vermez. Ürünün muzlu pasta ya da pancake olması o ürünü tasarlayıp sunan kişinin hakkının ihlalini normalleştirmez.

  4. Saçma sapan bir mevzu. Tüm detayları okuyacak kadar boş vaktim yok belki benimle aynı düşünceye sahip birisi de yazmıştır ama yine de yazayım buraya. Kendi çektiğiniz fotoğrafın telif hakkı ihlali için yaygara koparıyorsunuz ama bir firmanın ürününe ait fotoğrafları izinsiz çekip internete yayıyorsunuz?? Sadece ürün değil firmaya ait nüansları da sürekli paylaşıp onlara özgü tasarımların/fikirlerin gizliliğini ihlal ediyorsunuz. Ürüne para vermiş olmanız sizi o ürünle alakalı herşeyi yapabilme hakkı vermez. Ürünün muzlu pasta ya da pancake olması o ürünü tasarlayıp sunan kişinin hakkının ihlalini normalleştirmez.

      1. Tam olarak nesi yanlış size göre? Bahsi geçen fotoğrafla yakalanan enstantane ve içerisindekiler bir tasarım değil mi? Bir firmanın kendine özgü tasarımı,fikirleri izinsiz şekilde fotoğraflanmamış mı? Sonrasında internette paylaşıma açılmamış mı?

  5. Battikca batiyorsunuz Direkli Bey, madem en guclu kadin ceoyu karsiniza almak istemediniz neden tumblr hesabinizdan hedef gosterdiniz? Dava acmak istemiyorum demeniz de basli basina soru isareti. Hem sosyal medyaya tasiyip hem de dava acmak cok mu zor?
    O neat profileniza halel gelmesin diyorsunuz ama o “Karakoy crew”dan hicbir blogger kankiniz support etmedi. Yoksa o da olumcul kadin ceodan mi afraid oluyorlar?
    Bir de isim vermem diyorsunuz bas harfi 1.7 m followersli diyorsunuz. Bas harfi Sezgin Yilmaz deyin de tam olsun.
    Not: sarkastik yazmaya calistim ama olmadi bu plaza Turkcesinden rica ediyorum siyrilin, muhteva kadar kullanilan kelimeler de rezalet. Turkcesi olmasa anlarim da “native” diliniz Ingilizceymis gibi yazmayin. Yurt disinda goruyoruz yabanci dilinizi bloggerlar bu konuda da acayip sakil oluyorlar evet.

  6. Çektiği fotoğrafla neden menfaat sağlamaması gerektiğini de anlatın bari.
    Ne savunduğunuz ne dediğiniz kesinlikle belirsiz. Can’ın tavrından neden hoşlanmadığınız da belli değil.
    Ne biçim yazı bu ya

    1. Tabii ki sağlayabilir, bu konuda bir ayrılığımız yok. “derdim fenomenle” dedikten sonra çözüm olarak “içerik partnerliği yapalım” diyemez ama, orada sıkıntı var. Sorun, çözüme uymuyor. Biri yanlış. Çözümü arkadaşın kendisi önerdiğinden, sorunu yanlış tanımlıyor demek ki.

  7. Merhabalar, teşekkür ederim bu konuyu buraya taşıyıp işi hakaret dolu bir çerçevede anlattığınız için.
    Kişinin adını telaffuz etmiyorum: Çünkü hukuken fotoğrafın üzerinde kimin adı varsa konuyu onunla çözmem gerekiyor. Kişinin adını telaffuz etmek bana değil en az benim kadar mağdur olan Big Chefs’e düşer.

    Big Chefs’e bu yolda beraber yürümeyi teklif ettim, onlarsa beni karşılarına almak istediler. Olay ‘fotoğrafım çalındı’dan çok başka noktalara gitti. Burada duyulması gereken insanlar neden bu olayı sürekli yaşıyorlar, çünkü böyle markalar böyle davranış biçimlerinde bakkal gibi iş yapmaya devam ettiği için.

    Bu fenomenin ismi herkes tarafından farklı mecralarda telaffuz edilmiş, çünkü anlaşılmış. Ve de dediğim gibi birden fazla olay var kendisiyle ilgili. Fakat marka dahil fotoğrafı bu kişiden aldığını ispatlayamıyor. Çünkü o dönem çalışan müdür iş devretmemiş, sözleşme de imzalamamış… mailler de kaybolmuş. O kurumsal iletişim müdürü kurumsal hayattan sıkılıp evinin kadını olmuş o nedenle bu konuyla kendisini rahatsız edip soramazlarmışmışmış….

    Ben şimdi bu kişinin ismini ağzıma alırsam bir de üzerine iftira kısmından veto yiyeceğim. Marka bunu kanıtlamak isterse kanıtlasın. Ben kişinin verdiğini ispatlayamam. Bildiğimi söylemem apayrı bir konu.

    1. Senin tavrın çok yanlış güzel kardeşim. İçerik hırsızlığı gibi insanların hassas olduğu bir konuyu kendi menfaatine payanda yapıyorsun. Yazının çerçevesini “hakkım olan parayı vermiyorlar” diye kursan sıkıntı yok. Sonuna kadar da haklı olursun. Ama sen “derdim hırsızlık yapan fenomenle” deyip zemini içerik hırsızlığı ve telifle kurarsan, sunduğun çözüm de “benimle içerik partnerliği yapın o zaman” olursa, savunuyor göründüğün şeyler de ambalajdan öteye geçemez. Daha ilk telefon görüşmesinde konuşmayı kaydetmek falan bunlar hoş şeyler değil. Ayrıca hakaret yok, kinaye var.

      1. bu nasıl bir hitap şekli ki? Taksicimisiniz blogcu mu? “Senin tavrın çok yanlış güzel kardeşim” Bir de “Can Direkli adlı kardeşimizin tavrından tiksindiğim için” yazmışsınız. Burada anlatılanlar doğru ise Can beyin yaptığı da çok doğru.

        1) Takdir edersiniz ki kendisi hukuk ile, dava ile, avukatlar ile boğuşma zorunda değil
        2) Bir dava açmak inanılmaz bir efor ve sinir bozukluğu. Hiç dava açtınız mı? Sanmıyorum. Bir dava en az 2 sene sürüyor. Avukatlar gidip geliyor. Sonrasında ise yargıtay ile boğuşuluyor. Hiç bir davanız yargıtay’a gitti mi? Yargıtay’dan döndü mü? Sanmıyorum.
        3) En başa dönelim Can Direkli hiçbir şey yapmak zorunda değil. İdeal olarak olması gereken şu:
        -Ben Can Direkli, benim resmimi izinsiz olarak kullanmışsınız, banka hesabım şu, lütfen şu miktarı yollayın
        -Tamam bu hafta yolluyoruz.

        Bu kadar. Bunun alternatifi olan “ama biz kullanmadık” ya da “ama biz başkasının sanıyorduk” ya da “ama o fenomen bize söz verdi” falan hepsi işletmenin suçu. Bu fenomen ile sözleşmesiz bir iş yapan işletmenin suçu.

        Sonuçta Can Direkli ile yapılmış açık bir sözleşme var: O da basılı resim. Kendi çektiğini kolayca kanıtlayabileceği bir resim kullanılmış. Önce işletmenin Can Direkli’den açıkça resmi olarak özür dilemesi. Sonra gerekli maddi telafiyi kendisine yapması, daha sonra da sözleşme bile yapmaya tenezzül etmediği FENOMEN’den bu miktarı tanzim etmeye çalışmaya gitmesi lazım.

        Oysa işletmenin yaptığı düpedüz rezillik. Sizin işletmenin tavrı yeri Can Direkli’den tiksinmeniz ise ayrı bir rezillik.

        Ben bu işlemin benzerini Amerika’da birebir yaşadım. Birgün yatağında televizyon izleyen patronum Sex & The City dizisinde kendi müziğinin kullanıldığını görüyor. Yapımcılara acilen telefon açıyor. Yapımcılar o hafta içinde $150bin i hesabına yolluyorlar.

        Can Direkli beyefendiye de tavsiyem bu işte kendisine yardım etmek isteyenleri geri çevirmeyin. Şu aşamada Türkiye’de değişebilecek bir sürü şeyi temsil ediyorsunuz, buna gönülsüz olsanız bile bu maalesef artık sizim sorumluluğunuz.

        1. adalet bakanligi eve/ofise paket servis dava hizmeti sunmuyor henuz. oldu ya ne guzel dunyaymis o. dava acmakla, mahkemelerle falan ugrasmayayim ama adalet, hak, hukuk actigim bi’ tumblr ile tecelli etsin.

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s