Kaynak Yönetimi: Sineği Sikip Yağını Çıkartmak

 

Altta bir yurtdışı eğitim danışmanlığı firmasının asistan ilanı var. Lütfen detaylıca inceleyin, ibretlik zira.

2016-03-18_0039

Levant Education’ın aslında aradığı bir kişi değil, 3 departman; satış, pazarlama ve operasyon. Pazarlama faaliyetleriyle potansiyel müşterileri bularak lead yaratacak, satış faaliyetleriyle potansiyel müşterileri satışa çevirecek ve operasyon faaliyetleriyle satışa dönen/dönmeyen işlerin takibini yapıp arşivleyecek. Fakat verdiği ilanda bir “asistan” arıyor. Asistandan bunları yapması bekleniyorsa, müdür herhalde Babil Kulesi’ni yeniden inşa ediyordur.

Peki, hakikaten Levant Education’dakiler bu ilandaki işleri bir kişinin yapamayacağından haberdar değil mi? O kadar mı dünyadan uzaklar? Elbette değil. Temelde böyle ilanlar vermenin iki amacı oluyor anladığım kadarıyla. Birincisi, adayın bu işlerin tamamını yapamayacağının bilincinde olması, teklif edilecek cücük kadar maaşın kabul edilmesinde etkili bir neden oluyor. Ikincisi, aday iş tanımındaki görevlerin tamamını hiçbir zaman yerine getirecek vakte ve yetkinliğe sahip olamayacağı için işveren lehine sürdürülebilir bir gebelik durumu oluşuyor. Yeri geliyor maaşa zam isteyemiyor, yeri geliyor her gece 11’de çıkmayı sorun etmiyor falan.

Bildiğim taraftan örnek vereyim. Bazı bazı sosyal medyacı, dijital pazarlamacı ilanları görüyorum. SEO yapsın, CSS/html bilsin, Adwords/Facebook ads yalayıp yutmuş olsun, blog yazsın, görsel düzenleme yapabilsin, video montajlasın, stratejiden falan da anlasın, içerik üretsin, proje yönetme tecrübesi de olsun… Bu şartları sağlayan memlekette 10 kişi var, onlar da kendi işlerini yapıyor. Öyle olmasaydı da 3 bin TL karşılığında bu işi yapmazlardı. Kariyer sitelerinde farklı sektörler için benzer onlarca iş ilanı bulabiliriz, malum. Yani sorun sektörel değil. Iş yapma biçimiyle, zihniyetiyle alakalı. Dolayısıyla  “dünyanın en büyük 17. ekonomisi” olan Türkiye, rasyonellikle uzaktan yakından bağı olmayan bir işçi-işveren ilişkisi üzerine kurulu. Işveren, artık işçi ne kadar katlanırsa o kadar sömürme derdinde. Işçi, bir miktar tecrübe edinip daha iyi olabilecek bir yere kapağı atma derdinde. Fakat sorun zihniyet sorunu olduğundan, işçinin gideceği yer de gittiği yerden farklı olmuyor. Neticesinde 6 ayda bir iş değiştiren dev bir mutsuz çalışan ordusu ile kurumsallaşamadığı ve sürdürülebilir bir ekip oluşturamadığı için batmanın eşiğinde gezinen bir patronlar ordusu oluşuyor.

Memlekette kaynak yönetimi dediğin şey sineği sikip yağını çıkartmak. Bunu en iyi yapacak kişi de kariyer basamaklarını aslanlar gibi tırmanıyor. Işi iyi bilmesine gerek yok, patronun kaprislerini güncel etiketlerle bezeyip (proaktif, inovasyon, sinerji…) çalışanlara aktarabilsin yeter. O kadar ki, bence memleketin iş dünyasındaki en büyük sıkıntılardan biri şirketlerin hangi çalışana yahut teknolojiye ihtiyacı olduğu konusunda en ufak bir fikrinin olmaması. Yöneticiler bu konularda yönlendirme yapabilecek bilgiye haiz değil. 20 yıl önce bir yerlerden duyduğu şeyin halen geçerli olduğuna inanıyor.

Velhasıl, Türkiye’de bir işi ne kadar iyi bildiğinizin pek bir önemi yoktur. Önemli olan kimleri tanıdığınızdır. AKP’yle beraber sermayenin neredeyse hiçbir güçlükle karşılaşmadan el değiştirmesi bunun güzel bir göstergesi bana kalırsa. Bunun üzerine bir de “ama biz de onlara ekmek yediriyoruz gardaşım” pişkinliği eklenip olmadık işler, vizyonsuzluk, hafta sonu çalışmaları, aramalar, eğitim eksikliği, darlamalar vs eklenince çalışılacak en boktan memleketlerden biri olup çıkıyorsunuz.

Nefis bir örnekle bitirelim. Geçen sene, işinin önemli bir kısmı Türki Cumhuriyetler’de ihalecilik kovalamak olan biriyle toplantı yaptım. Işin büyük kısmını cemaat paslıyormuş. AKP, cemaatin üstünü çizince eleman battı. TR’nin özeti gibi.

Reklamlar

Kaynak Yönetimi: Sineği Sikip Yağını Çıkartmak” üzerine 5 yorum

  1. Haganbey, ya agzina saglik. Öyle güzel bir konuya deginmissin ki keske yazı daha uzun olsa da okumayi bitirmesem dedim kendi kendime.

    Anlattigin herseyi bizzat yasadim ve hala yasiyorum. 2014 yilinda bir mucevherat firmasina satis asistani olarak basvuru yaptım malum kariyer sayfasindan, bir arkadasiminsi üzerine. Üç kez gorusmeye gittim ayrı ayrı gunlerde, artı bir de ingilizce mulakata. Gorusmeden ciktiktan 10dk sonra arandim ve kabul edildigim,maas tekliflerinin ise 1.250 oldugu soylendi. Beklentimin çok asagisinda oldugunu belirttim ve bana her sene zam oldugu ve zaten aylik prim sistemiyle cslisacagim soylendi. Kabul ettim.

    Altın bölümü yeni acilan bir departmandi ve Tam 1 sene boyunca sadece ben ve Müdürüm calistik. Yaptigim ise sadece satis degildi. Tahsilat, muhasebe, urun kontrol, uretim kontrol, siparis alma ve uretme, musterileri ziyaret, yurtdisi seyahatleri,yeni musteriler bulmak, fuar hazirligi ve fuar ile ilgili anlasmalara, standlara kadar herseyi organize etme. Bunun yanında da urunleri sisteme kaydetme ve sosyal medya hesaplari kontrolu. Haftada 6 gün, sabah 8 aksam 7 ye kadar minibus – metrobüs – tramvay uclemesi ile gittim geldim Isime. Bir sene sonra zam vakti geldiginde ise 150 tl gibi garip bir rakam uygun gorerek üzerine içerde biriken bütün alamadigim primlerime de “2015 hedefi icerisinde olmadigi için” veda etmek zorunda kaldım. Diger departmanlara verdiğim destegi soylemiyorum bile. Bunun üzerine Isten ayrıldım ve bana kalan tek sey -2000 banka hesabı ve 1000 tl Kredi karti borcu oldu.

    Ve su anda 4 aydir baska bir Isten ayrildigim için issizim, ilanlari ve açıklamalari okudukca gelecekten umidimi her gün daha da fazla kesiyorum. Ben daha 25 yanındayim ve kendimi o kadar bitkin ve kullanilmis hissediyorum ki, artık kusmak istiyorum. Bunu yasayan tek kisinin ben olmadigimi da biliyorum ama, ben gerçekten bu ulkeden ve sisteminden nefret ediyorum.

    Tekrar, agziniza saglik.

    1. Bir arkadaşım Altınbaş’ta çalışıyordu, oradan biliyorum sektörün durumunu. Zor iş. Enseyi karartma, umarım güzel bir iş bulursun 🙂

  2. selam, güzel bir konuya değinmişsin. sana neden bu kadar çok işi yaptırmaya çalışıyorlar kısaca bahsedeyim.
    benim bir tanıdığımın firması var.. adam bi siteye ilanı koymuş sadece 1 personel alacak şartlar hemen hemen aynı bir sürü şey isteniyor ama en önemlisi çok iyi derecede ingilizce. başvuru sayısı iki günde 200 ü geçince adam doğal olarak aralarından birisini istediği gibi seçiyor.
    iş arayan çok kişi var. ne iş olsa yaparım mantığı da çok fazla.
    işverenler ise o çıksa başkası gelir diye rahat rahat her istediğini “iş tanımına” ekleyebiliyor. bu sayede yasal olmayan hiç bir şey yaptırmamış oluyorlar.

    1. Doğru da efektif olarak mantıklı değil. Varsayalım hakikaten o devasa işlerin hepsini yapacak biri bulundu. 4-5 ay çalışıp işi öğrenecek, sonrasında iş yoğunluğundan delirip başka iş bakmaya başlayacak. Yerine başka birini bulmaya çalışacak işveren. Aynı döngü onunla da olacak. Neticesi işi yürümeyecek/gelişmeyecek üç kuruştan kaçmak için.

  3. Hangi yıldayız 2009 mu? Twitter kullanmadan bir bloga yorum yapmayalı seneler geçmiş olmalı, blog takip etmeyi de feedly’e atıp hiçbir etkileşimde bulunmadan hızlıca geçmeceli yapmaya başlayalı daha bi “aktif ve zamanını iyi değerlendiren” çalışan olmuşum.

    O ilandakine benzer iş tanımına dönüşen muazzam mobbingin döndüğü bir işten kaçar adımlarla ayrılmıştım artık yeter deyip. Zira üç kuruşa daha fazla ümük sıkarak internet sitesinin yenilenmesinden facebook ads’e, içerik ortaklıkları çalışmasından, günlük içerik üretimine ve sosyal medya denetimi-yönetimine-yeni fikirler üretilmesine (mesela instagramda neden yokuz biz????? azarı gelebiliyordu), video editinden basın bültenleri çalışmalarına, site reklam çalışmalarından dergi içerik toplantı katılımları ve dergi haber yazımlarına bir yığın iş yapıp sektörle ilgili daha fazla bilgi edinmek amacıyla gönderildiğim toplantı-etkinlik-fuarlarda yine fazla kaldığım gerekçesiyle azar işitmişliğim oluyordu. Çünkü “patron” ona kendimi şöyle yaptım böyle yaptım diye satmayı bırak nefes alacak zamanım kalmadığı için beni sevmiyordu. Yolunda gitmeyen her şeyin suçlusu ben oluyordum. İşten ayrıldıktan aylar sonra bile sitenin hitleri, twitter’ın fav’ları, youtube’un sub’ları, facebook’un like’ları, reklamların banner’ları rüyalarıma giriyor. Oysa sadece “editör” olarak girmiştim. Rakiplerin 3-4 kişilik ekiplerle katıldıkları etkinliklerde tek başıma olup işin altından zar zor kalktığımda da “e biz efektif çalışırız” diyebilme cüretini gösteren patron. Patronlarımız. Canını yediğim patronlar. Şimdi çoluk çocuklarını “specialist” title’ı altında çalıştırıyorlar şirketlerinde alşsdkjflşas

    Ne nefret kusasım varmış. Ben feedly’ye döneyim bari.

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s