Cicey Abrams’ın Son Projesi

Her sancılı yaratım sürecinde olduğu gibi Afrika’dan getirttiği ceylan derisi koltuğa tünemiş, elleri alnını taşır gibi kafasını öne eğmiş, düşünüyordu. Üzerinde küçük muz resimleri olan bir altlık pijama ve sırtında Lost’un gizemli sayılarının yazdığı siyah bir tişört vardı. Ellerinin arasındaki yüzü, sanki su altında boğulurken son nefesiyle hayatta kalmasını sağlayacak müthiş bir çözüm bulmak üzereymiş gibiydi. Bir anda göz bebekleri büyüdü. ELEKTRİK ELEKTRİK diye bağırdı! Asistanı John’un yüzü belli belirsiz asıldı. “Abi onu yaptık ya Revolution’da, tutmadı” dedi. “Yapma yav, iyi de fikir aslında” dedi Cicey, yanındaki sehpanın üzerinde duran kahvesinden bir yudum aldı. Bekledi. Bir yudum daha aldı. “Olum ben sana şu kahveyi iki kaşık koy demiyor muyum lan? Yine su gibi olmuş” dedi.

Tünediği koltuktan aşağı indi. Evin içinde dolanmaya başladı. Yürürken anlaşılmayan bir şeyler fısıldıyordu. Hmm… Yani… Ev… Uçak… Olabilir… Kaybolursa… Ada… Adayı yaptık… Paraşüt… Yemek yok, birbirini yesinler… Yapay zeka… Uzay mekiği… Şınav… Düşün, düşün… Durdu. Pencereden göz alabildiğine uzanan Manhattan manzarasına baktı. Arkasını dönmeden, “John sar bi cigara da az kafamız çalışsın, böyle olmuyor” dedi. John’un “Peki abi”si çok hızlı geldi. Hemen masanın üzerindeki ekipmana yaklaştı, sandalyeye oturup sarmaya başladı. “Tütün koyma” dedi Cicey arkasını dönmeden. John, kafasını hafif sağa eğip, gözünü kısarak hasbinallah dercesine bir ifadeyle yavaşça “Peki abi” dedi tekrardan.

Cicey, manzaraya bakarken batan güneşin binaların camından yansımasını fark etti. Ya güneş olmasaydı? Bu yansımalar olmayacaktı. Yansımanın olmadığı bir dünya… Evet, olabilir diye düşündü içinden. Sonra güneş olmasa canlıların da olmayacağını hatırlayıp bu fikrinden vazgeçti. Arkasını döndü. Asistanı John cigarayı hazırlamıştı. “Snoop Dogg’dan bu dalga değil mi?” “Evet abi” “Çok tohum veriyor o göt” “Bu iyi abi, tohum azdı”. John sardığı cigarayı Cicey’e uzattı. Çakmağı çakıp, eliyle sönmesin diye ateşi koruyarak Cicey’in ağzındaki cigarayı yaktı. Uzun bir nefes. Bir tane daha. İyiymiş dedi. Bekledi biraz. Bir nefes daha aldı. Cigarayı John’a uzattı. “Yok abi, estağfurullah” dediyse de dinletemedi John. Bir nefes aldı, öksürdü. Cicey yüzünü buruşturup cigarayı elinden aldı. Bir daha çekti, küllüğe koydu. Tekrar pencerenin önüne gitti. Yüzü karıncalanmaya başlamıştı. Eski günlerinden eser yoktu, farkındaydı. Lost dizisi ile yarattığı imajı gözlerinin önünde eriyordu. Lost mükemmeldi. Ada vardı, sayı vardı, zaman yolculuğu vardı. Gizem üstüne gizem. Şimdiyse kariyeri düşüşe geçmişti. Dizileri pek izlenmiyordu. İzlenmeyi bırak 2. sezonu gören dizisi yoktu. Şov dünyasındaki “Cicey acaba bir denyo mu?” algısını kırması gerekiyordu. Ama nasıl?

“Yapay zeka, devlet su işlerini ele geçirip bir anda herkesin suyunu kesse?” dedi John’a. Sessizlik. John cevap vermeye başlayacakmış gibi hmmm eeee yaniii diyerek geveliyordu. Tırt bir fikir olduğunu anladı. Konuyu değiştirmesi gerekiyordu; “Lost’taki Kate’in memeleri de taş gibi ha” dedi. “Vallaha mı?” “Kuliste hep çıplak takılıyorlar olum.” “Siktin mi abi?” “Profesyoneliz biz” “Vermedi yani”. John gülmeye başlamıştı. Cicey de güldü. Komikti. Hakikaten de çok uğraşmış, tırt bir rolü sırf Kate’in gönlü olsun diye başrollerden biri yapmış ama sevişememişti.

Yemek yemediğini fark etti. Midesi kazınıyordu. “John, aç mısın?” “Yok abi, yedim ben”. Cicey, John’un kendisiyle iş haricinde bir ilişkiye girmek istemediğini anladı. Haklıydı belki de. Zor biriydi. Sürekli yaratım sürecinde olan biriyle ahbaplık etmek her babayiğidin harcı değildi. Masaya doğru yürüdü. Cigaradan bir nefes daha aldı. Kapının kenarındaki stopere bakıyordu. Küçücük şey nasıl da dev gibi kapıyı durduruyordu. Kapı. Kapıların olmadığı bir dünya. Kapı mülkiyet demekti. Özel alan. “Kapıların olmadığı bir dünya” dedi, “sence nasıl olurdu?” John biraz bekledi. “Değişik olurdu abi.” “Nasıl değişik” “Herkes her eve girebilirdi, sıkıntı olurdu abi” “Girmemeleri için de herkes silahlanırdı değil mi?” “Evet abi, sanırım” “Al sana post apokaliptik ortam” Yine pencerenin önüne gitti. Manzarayı izleyip düşünüyordu. Yeni bir şeyler bulması lazımdı. Ama nasıl? John’un sorusu düşüncelerini böldü. “Abi hakikaten Kate’in memelerini gördün mü?” “Evet dedim ya lan”

Odanın içinde dolanıyordu. Birden durdu. Arkasını döndü. “John, internet dili bir anda Çince olsa? Düşün, Çin ekonomik devriminden beri gizli gizli bunu planlıyormuş. Wikipedia’ya, maillerine, Youtube’a falan bakamıyorsun. Çıldırırsın!” John, yüzünde merhamet duygusuyla Cicey’e baktı: “Abi ben bi cigara daha sarayım sana.” dedi. Cicey, “Bi de pizza söyle, açlıktan öldüm amk” diye cevapladı.

 

Reklamlar

Laf konuş

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s