Kurtarılmış Bölgeler vs Echo Chamber

Türkiye ekonomisini tanımlamak için Yalçın Küçük’ün kullandığı bir kısaltma var; TIT. Kolayca anlaşılacağı üzere, Türkiye ekonomisini ayakta tuttuğu söylenegelen turizm, inşaat ve tekstil sektörlerini temsil ediyor. Yalçın Küçük, son röportajında turizm ve tekstilin hatalı yönetimler neticesinde artık ölüm döşeğinde olduğunu, AKP ile inşaat sektörünün bu denli önplana çıkmasının bu zorunluluktan kaynaklandığını söylüyor.

Takip edebildiğim kadarıyla, AKP döneminde inşaat sektörünün geçirdiği söylemsel evrim aslında epey ilginç. Başta, 1999 depreminin bir uzantısı olarak “depreme dayanıklılık”, “sağlamlık” kavramları çok kullanılıyordu. Sonra, özellikle trafiğin büyük sorun olduğu İstanbul gibi kentlerde lokasyonu önplana çıkaran “şehir merkezi”, “cazibe merkezi” tanımları sıkça kullanılır sloganlar oldu. Bir sonraki aşamada şehirlerdeki yeşil alanların azalması (ve muhtemelen Gezi Direnişi’ne uzanan sürecin yarattığı hassasiyet) neticesinde “doğayla iç içe”, “şehir merkezinin uzağında bir cennet” gibi kalıplar sıkça kullanıldı, halen daha kullanılıyor. Bu söylemsel evrimin son halkasıysa, “sosyal benzerlik”.

114739_ormanada-1-1

Afiş, Eczacıbaşı Grubu’nun Zekeriyaköy’deki Ormanada projesine ait.

Geçenlerde de şöyle bir şeye denk geldim.

15391242_10154800561063718_1936005523405947355_n

Afişten de anlaşılacağı üzere, sadece Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının yer alacağı bir konut projesi.

Ben konuya dijital ve sosyal medyanın insanlar üzerinde yarattığı dönüşüm (muhtemelen deformasyon daha doğru bir tabir olur) üzerinden yaklaşmak niyetindeyim.

Sosyal medyanın yaygınlaşmasından sonra, yarattığı etkileri tanımlamak için kullanılan nefis iki kavram var; Echo Chamber ve Filter Bubble.

Echo Chamber (Türkçeye Yankı Odaları yahut Eko Odaları olarak çevriliyor genel olarak); sanal ortamlarda insanların kendi görüşüne yakın olan kişileri takip etmesi, diğer görüşlere ulaşamaması ve kendi görüşünü  diğer insanlara ulaştıramaması. Bir anlamda “ulan benim etrafımda kimse AKP’ye oy vermiyor, bunlar nasıl her seçimi kazanıyorlar”ı dedirten yalıtım hali. Dolayısıyla, internetin açık toplum ve demokrasinin taşıyıcısı olacağı öngörüsünü boşa çıkaran bir kavram desek hata etmiş olmayız herhalde. Bu konuyu açıklayan epey iyi bir örnek için; “Sosyal medya öfkeli ve bilgisiz partizanlar yaratıyor

Filter Bubble (Türkçeye Filtre Baloncukları olarak çevriliyor genel olarak); sosyal mecraların, haber portallarının, arama motorlarının vs geliştirdikleri algoritmalar yardımıyla kişiye özel içerik sunması nedeniyle kısıtlı bir sonuca ulaşabilme etkisini tanımlıyor. Misal, iki farklı kişi Google’a Mısır yazdığında birine Arap Baharı’yla ilgili içerikler gelirken, diğerine Mısır’ın turistik yerleri ve Mısır’la ilgili genel sonuçlar çıkabiliyor. Yani, internette filtreler içerisinde geziniyoruz ve belli sonuçlara ulaşamıyoruz. Daha kötüsü hangi sonuca neye göre ulaşıp/ulaşamadığımızı denetleyemememiz. Şurada bununla ilgili bir şeyler yazmıştım eskiden. “Who watches the watchmen?

İddiam şu; inşaat sektöründeki söylemsel evriminin son basamağının “sosyal benzerlik” olması, aslında dijitalde tanımladığımız echo chamber ve filter bubble kavramlarının fiziki dünyaya aksetmesi bana kalırsa. Dijitalde isteyerek (echo chamber) ya da istemeyerek (filter bubble) yarattığımız yalıtılmış alan, artık fiziki dünyada da kendini bir ihtiyaç olarak gösteriyor. Elbette ki sosyal medya öncesinde de fiziki dünyada yalıtılmış alanlar, hiyerarşi vardı ancak bu kadar geniş bir spektrumda bu talebe rastlamıyorduk. Velhasıl, nasıl ki, fiziki dünya dijital dünyayı dönüştürüyorsa (alakalı olarak Televizyona benzeyen sosyal medya demokrasiyi öldürüyor), tam tersi de gözümüzün önünde gerçekleşiyor.

Sosyal medya, echo chamber’lar ve filter bubble’lar etkisiyle epey tehlikeli bir şeye dönüştü bana kalırsa. Tehlikeden kastım şu; farklılıklarımıza çok fazla odaklandık. Bizi biz yapan şeyin farklılıklarımız, kimliklerimiz olduğu muhtemelen son 20 yılda o kadar fazla zihnimize kazındı ki, ortaklıklarımızı tamamen es geçer, birbirimizin açıklarını kollar hale geldik. Birbiriyle görüştüğünü bildiğim insanların, Twitter’da yahut diğer sosyal mecralarda söylediği bir şey nedeniyle diğeri tarafından hakarete uğraması o kadar sık karşılaştığım bir şey ki, artık şaşırmıyorum bile. Fakat bir yandan da, insanın, birebir görüştüğü birine söylediği bir şey yüzünden küfretmeye başlamasını, ilişkisini koparmasını aklım almıyor.

Asıl gelmek istediğim nokta şu; yapay zeka hepimizi ıskartaya çıkarmadan önce farklılıklarımızı bir kenara bırakıp, ortaklıklarımıza odaklanmaya başlamamız lazım. Muhtemelen 10 yıl içerisinde şoförler, bankacılar, fabrika işçileri, IT çalışanları, polis memurları, doktorlar, garsonlar, gazetecilerin önemli bir kısmı işsiz kalacak. Diğer meslekler de risk altında. Resim yapan, doğaçlama caz yapan robot var.

Insanlık olarak şu anda devrimsel bir sınırdayız. Farklılıkları bir kenara bırakıp ortaklıklarımızı ve kitlesel geleceğimizi konuşmaya başlamazsak kıyamet çok yakın. Yapay zeka; kamyon şoförünün de, yün çırpan teyzenin de, Borges okuyanın da, Miles Davis dinleyenin de, Boğaziçi mezununun da üstünden silindir gibi geçecek. Bu kaçınılmaz.