Suçun ve Cezanın Bireyselliği

Memlekette her 24 saatte 1 yıl yetecek kadar manyaklık yaşandığından hatırlar mısınız bilmem, bu seneki Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye Milli Takımı’nın Ispanya’ya 3-0 yenilmesinden sonra teknik direktör Fatih Terim’in kızına ve henüz doğmamış bebeğine akla hayale sığmaya küfürler edilmişti. Buraya koymak istemiyorum lakin bakmak isteyen şuradan görebilir. Bunun nasıl kolektif bir delilik ve ahlaksızlık hali olduğunu açıklamaya gerek yok. Madem Türkiye Milli Takımı’nın yönetilişiyle bir sorunun var, muhatabın Fatih Terim. Derdini onunla çöz.

Yanılmıyorsam Ming Hanedanı zamanı Çin’de, bazı istisnai suçlarda 3 nesli kapsayacak şekilde tüm sülaleye idam cezası veriliyormuş. Fatih Terim’in kızına ve onun doğmamış bebesine küfretmek de üç aşağı beş yukarı benzer bir “ortaçağ cezası”.

Tabii mevzu sadece Fatih Terim ve kızıyla sınırlı değil. Misal, birkaç gün önce Fatih Tezcan şöyle bir şey yazdı Twitter’dan.

2016-08-02_0216

Yine Fatih Terim örneğinde olduğu gibi birinin bir suçu varsa, ailesi çoluğu çocuğu komple suçludur. Madem adam darbeci, ibret-i alem için bütün ailesine hayatı dar edelim. Çünkü suç kişiyi değil tüm ailesini kapsar.

Birkaç zaman önce de darbeciler için Hainler Mezarlığı kurulmuştu, görmüşsünüzdür. Lakin tepkilerle beraber bu tabela kaldırıldı.

hainler_mezarligi_tabelasi_kaldirildi_iste_sebebi___2972016280

Ölünün bu dünyayla artık işi yok. Buraya gidecek olanlar anası babası çocuğu. Onlara hayatı dar etmek de benzer şekilde bir “ortaçağ cezası”.

Hukukun muhtemelen en önemli kuralı, suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi. Yani bir kişi ancak kendi işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir. Misal baban birini dolandırdıysa bu seni hırsız ya da dolandırıcı yapmaz. Ailenden birinin suç işlemesi seni lekelemez. Fakat Türkiye’de 15 Temmuz’dan sonra pek çok şey birbirine girdi. Popüler tabirle “At izi it izine karıştı”.

Görünen o ki, ırkçılık dna’larımıza işlemiş bir musibet olduğundan, bireyi değil soyu suçlu ilan etmekte en ufak bir beis görmüyoruz.

Şahsi fikrim; Ermeni Soykırımı’nı, 6-7 Eylül’ü yaratan karanlık da bu kolektif delilik haliydi. Bu deliliğe karşı durmak sanırım şu sıralar yapabileceğimiz en mantıklı hareket.

 

 

 

Sevan Nişanyan’a ne oldu?

Konuyu pek çoğunuz biliyorsunuzdur. Dilbilimci, hicivci, muhalif yazar Sevan Nişanyan daha önce benzeri olmayan bir şekilde kaçak yapı nedeniyle 2 yıl hapis cezası aldı. 2 Ocak’ta yurtdışından dönüp Torbalı açıkhava cezaevine teslim oldu.

Cezaevine girişte kartlarını, cüzdanını vs cezaevi emanetine teslim ediyor. 45 gün sonra kartlarını görmek istediğinde emanette olmadığını görüyor. Sonrasında araştırınca bir gardiyan tarafından çalınıp kullanıldığını öğreniyor. Oğluna durumu anlatıyor ve oğlu Sevan Nişanyan’a ait olan sosyal medya hesaplarından bu durumu açıklayan bir yazı paylaşıyor. Bunun üzerine Sevan’ı Buca cezaevine sürgüne yolluyorlar apar topar. Buca cezaevinde 60 kişilik koğuşta 100 kişi kalmakta. Sevan’a “senin can güvenliğini sağlayamayız” deyip 2. sürgün olarak yüksek güvenlikli Aliağa cezaevine yolluyorlar. Sevan, tüm iyi niyetiyle tekrar yarı açık cezaevine alınması için mahkemeye başvuruyor. 27 Mart’ta mahkeme Sevan’ın tekrar yarı açık cezaevine alınması kararını veriyor ancak Adalet Bakanlığı bu kararı uygulamıyor. 3 cinayet mahkumu ile aynı hücrede, havalandırma şartlarına uyulmadan kalmaya devam ediyor Sevan.

Malatya’da papazın boğazını kesen hayvan salıverilirken “Ermeni dölü” Sevan’ın başına gelenler bu memleketin adaletsizlik tarihine altın harflerle yazılsın, unutulmasın.

Sevan Nişanyan’ın durumunu Facebook hesabı ve blogundan takip edebilirsiniz.