Beynimizi ve bedenimizi birer maraton koşucusu olarak kabul edersek şöyle bir şey söylememiz mümkün; Beyin koşuyu bitirdi, bedense henüz yarışa başlayamadı. On yıl öncesine kadar insanlığın en önemli vazifesinin bilimi korumak ve her ne şekilde olursa olsun gelişime ayak uydurmak olduğunu düşünürdüm. Artık geldiğimiz noktada bu bana saçma geliyor. Düşünsenize nanoteknoloji kullanılarak boyalar üretiliyor, her eksikliğimizin genini bulup kendimizi tamir edebilecek duruma geliyoruz, Cern’deki dostlarımız Higgs Bozonu’nu yaratmak için akıl almaz deneyler yapıyor, internet Bağcılar’da yaşayan bir insanın bile hayatına nüfuz etmiş durumda… Buna karşın yediklerimizi çıkarmak için hala inanılmaz ilkel bir boşaltım sistemi kullanıyoruz, her gün minimum 4 saat uyumak ve uyurken kendimizi şarj etmek zorundayız, yaşlılarımız ve bebeklerimiz kakalarını tutamadığında onları ayıplamıyoruz. Bunu kendime itiraf etmem 20 yılımı aldı ama artık eminim; Bilimi, gelişimi, teknolojiyi bir kenara bırakıp ilkel bedenimiz ve doğamızla uyumlu bir hayat yaşamak zorundayız. Tüm ‘bina’larımızı yıkıp her şeyi baştan inşa edelim; ama bu sefer kardeşlikle, dostlukla ve eksikliklerimizden utanmadan. Ve bir şey yapacaksak eğer bunu hemen yapmamız lazım. Çünkü bundan sonra geriye dönmek imkansız olabilir.

— Stephen Hawking

Reklamlar

Kapitalist sistem içerisinde esnafın yeri önemlidir. Hem ezen ile ezilen arasındaki kaygan zemini tahsis eder hem de fakir fukaraya beleş ekmek neyin verir. Misal Osmanlı Devleti’nde askıda ekmek uygulaması vardı. Padişah dahi bizzat kimliğini gizleyerek fırına gider askıdan ekmek alırdı. Bu öyle yaygınlaşmıştı ki 1863 ekonomik krizi çıkmıştı. Daha sonraları ABD ve Avrupa’ya sıçrayan bu krizin çok da bir şey olmadığı anlaşıldığında Osmanlı’ya “Hasta Adam” denilmeye başlandı. Ancak bu hastalığı da Osmanlı Devleti yine esnaf ile bertaraf etti. Misal bizim Rusya’da serseriler sokakta karımıza kızımıza laf atsa, biz de karşı çıksak yüzyılın dayağını yeriz. Neden? Çünkü esnaf bilinci oturmadı Rusya’da. Halbuki Osmanlı ve halefi olan Türkiye’de biri karınıza kızınıza bacınıza laf atacak. Esnaf onun anasını siker. Esnafın ekmek kapısını sokakta rahatsız edemezsiniz. Bu nettir. Kanunda yazmaz ama mahallelerin görünmeyen duvarlarında yazar. Bu nedenle Rusya çökerken, Türkiye bir yıldız gibi parıldamaya başladı. Tabii kapitalizm de bu esnaf ve güven ortamıyla gelişti.

Karl Marx