Habercilik v2.0

Yeni medya lafını sık sık duyuyoruz. Özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaşması ve akıllı telefonların bir insan uzvuna dönüşmesi (modern cyborg tanımı da olabilir aslen bu) ile habercilik müessesesi büyük değişim yaşıyor. Trafiğini artırmak için başka başka içerik sitelerinden aldıkları içerikleri, atıfta bulunmadan foto galeri şeklinde yayınlayan, genellikle de tıklanma oranı artsın diye thumbnail olarak götlü memeli kadın fotoğrafı kullanan gazete siteleri artık hayatımızın bir parçası. Radikal Gazetesi misal basılı yayından vaz geçti. Hürriyet, yeni bir işe girişti lakin pek oluru var gibi görünmüyor bana. İşin ekonomik boyutu bir yana, habercilik anlayışı da kökten değişimler yaşıyor. Birkaç yıl öncesine kadar basından insanlara doğru var olan bilgi akışı, insanlardan gazetelere doğru tersine bir şekle büründü. Dolayısıyla geleneksel basın dediğimiz şey aslında bitti. Artık köklü ya da alternatif pek çok haber sitesi “x’in tweet’inde belirttiği üzere” gibi kalıplarla haber yapıyor. Köşe yazarları gazetelerinden çok sosyal medyada yazıyor. Dolayısıyla bu akış hızı içerisinde rekabete girebilmek için geleneksel habercilikteki bazı aşamalar/etik kurallar artık kullanılmıyor ya da daha az kullanılıyor. Bunlardan muhtemelen en önemlisi haberin ya da kaynağın doğruluğunu kontrol etmek. Bu önemli zira diğer türlüsü bence Yeni Şafak’ın 2007’de çıkan fontla eskitilmiş kağıt üzerine nakşettiği ATAM’I ISMET ZEHIRLEDI stayla komplo teorilerinden pek de farklı değil.

Bilmem hatırlar mısınız, Ibrahim Tatlıses vurulduğunda bir genç “Ibrahim Tatlıses hastanede yan odamda” diye milleti efsane trollemişti. Yok adamlar odayı bastı, yok silahlar konuşacak. Metin Arolat’ından tut Fulden Uras’a kadar bazı ünlüler de bu arkadaşı RT etmişti. Neticesinde arkadaş bir video yayınlayarak “olm bu kadar mal olmayın lan” dedi. İyi de etti. Aha video burada. Hikayeyi hatırlamayanlar için de Ekşi Sözlük linki burada.

Takvim_gazetesinde-yalan-haber-manseti

Tam da “Ibrahim Tatlıses’in yan odasından tweet atan genç”i hiç sorgulamadan doğru söylediğini kabul eden mal sürüsü olduğumuz için Takvim Gazetesi üstteki “haber”i manşetine taşıyabiliyor. Savaş stratejisini tamamen dezenformasyon üzerine kurabiliyor. Ha bunu sadece havuz medyası yapmıyor ne yazık ki. Muhalif taraf da aynı densizlikten çıkar sağlayabileceğini düşünüyor. Habere göre metin yazmıyor, kafasındaki metne göre haber buluyor, manipule ediyor. Dolayısıyla hem kötü niyet hem de haberin doğruluğunu sorgulamamak birleşince tamamen kaotik bir ortam oluşuyor, habercilik işlevsizleşiyor.

Yerel seçim zamanı gece saat 4 civarında, Haydarpaşa’da oyların çalınacağına dair pek çok kişi tweet attı. Kimse yok burada, nolur gelin yazıyordu. Sözde bir araba gelmiş, bagajında boş oy pusulaları varmış, değiştireceklermiş falan. Neyse kalktım gittim. En az 200 kişi vardı. Şimdiki CHP Kadıköy Belediye Başkanı, CHP İl Başkanı, onun yardımcısı falan hep orada. CHP İl Başkanı “oylar sayıldı gençler, bu saatten sonra değiştiremezler” diyor, lakin kitle nasıl gaza geldiyse gitmiyor. Neyse, döndüm eve. Bir bok da olmadı. O tweet’leri atanlara da yol boyu küfrettim.

Velhasıl şimdi bir eyleme gittiğinide “neden sivil polisler eylemcilerden daha fazla ulan” diye düşünüyorsanız üstteki hikayeyi iyice bir düşünün. Egemenin doğru söyleme derdi yok. Ezilenin var. Diğer türlü marjinalleşir, 3-5 kişi kalır. Mücadele ancak doğrunun yayılmasıyla büyür.

ÖZET: Dezenformasyon yapmayın la amklarım.

Yalancı çoban

Yalancı çoban

Bugün Oda TV’nin bir haberine denk geldim. 8 Eylül tarihinde yayınlanmış: “Cameron Erdoğanla dalga geçti Erdoğan anlamadı” haberin başlığı. Na burada.

Habere göre Nato zirvesi sırasında Ingiltere Başbakanı David Cameron’la görüşen Tayyip Erdoğan, sonrasında görüşme nasıldı diye soranlara şöyle bir şey demiş; “Cameron, bizim Başakşehir Fatih Terim Stadı’ndaki maçta attığımız golleri izlemiş. 2’nci gole hayran kalmış. Bizim takıma da biraz destek olsanız diye takıldı”. 

Oda TV haberin devamını şöyle veriyor: “Aslında Cameron Erdoğan’la dalga geçmişti ama Erdoğan bunu anlamayıp “golüme hayran kalmış” diyerek gazetecilere anlattı.” Bu cümlenin hemen sonrasında da şu cümle var; “Meseleyi bilenler de Cameron’un ironik bir dille Erdoğan’la alay ettiği görüşünde.

(Ilk cümlede kesinlik belirtip ikinci cümlede “meseleyi bilenler” diye saçma sapan bir referansla dediğini kabul ettirme çabası ne büyük rezillik. Bari biraz düzgün yapın.)

Sonrasında da futbolda Ingiltere karşısındaki makus talihimizi anlatmaya başlayıp, Ingiltere’nin bizi sürekli yendiğini hatırlatarak “aslında daşak geçti” demeye getiriyor.

Cameron “Bizim takıma da biraz destek olsanız” diye espiri yaparken, bu seneki dünya kupasında -ki Nato zirvesinin de hemen öncesinde gerçekleşti- gruptan bile çıkamayan Ingiliz milli takımını kastederek “muhabbet” ediyor, bunu anlamak için allame olmaya gerek yok.

tumblr_m2qg844Bd01qcmed9o1_r1_1280

Oda TV’nin bu haberi neden yaptığı açık. Sözcü, Aydınlık gibi ikizleriyle beraber bu tarz, tamamen yalan üzerine kurulu ya da daha kibar bir ifadeyle manipulatif haberciliği sıkça yapıyorlar. Zira rasyonel bir düzlemde fikirlerini savunmaları mümkün değil. Tıpkı Yenişafak, Takvim, Türkiye Gazetesi’nin yaptığı gibi. Dolayısıyla, TR basınının neredeyse tüm ana akım gazeteleri ve haber kaynakları aslında birer dezenformasyon üreteci. Şahsen iki taraf arasında zerre fark görmüyorum. Gücü diğerine versek aynı şeyleri birebir o yapacak bu sefer.

Muhtemelen sen okumuyorsun, izlemiyorsun falan ama baban, anan, deden, nenen izliyor. Anlat bunların da karşı taraftan zerre farkları olmadığını.