BEĞENMİYORLARSA DEFOLSUN GİTSİNLER!!!!

Başlıktaki cümleyi pek çok kişiden defalarca duymuşsunuzdur. Ben en son birkaç gün evvel duydum. “Caanım Izmir”i tabir caizse ele geçiren, her yerde gördüğümüz, hatta aynı apartmanlarda BİLE yaşamaya başladığımız Kürtler için söylendi. Fakat güzelim Izmir’imize akın eden, iş verip karınlarını doyurduğumuz bu Kürtler, ATAM’ızın bize tahsis ettiği ülkede ayrılıkçılık yapıyordu. Halbuki şu anda konuşabiliyorlarsa, bunu sağlayan da ATAM’ın ta kendisiydi. Madem eleştiriyorlardı, beğenmiyorlardı, defolsun gitsinler o zaman Kürdistan dedikleri hayali ülkeye. Oradaki Türkler buraya, buradaki Kürtler de oraya gitsin, olsun bitsin.

Bu sözleri söyleyen kişinin dedesi Girit mübadelesi sırasında Türkiye’ye gelmiş. Taraf devletlerin imza attığı bir anlaşma ile yaşadığı topraklardan, kültüründen, dostlarından kopartılmaya dayanamamış, Türkiye’ye göçmesinin 2 yıl sonrasında kahrından ölmüş. Allah rahmet eylesin, ne diyelim. Giritli mübadillerin Türkiye’ye gelişinden sonra yaşadıklarıyla ilgili bir şeyler okumuştum bir zamanlar. Müsaadenizle, biraz bu konuda yazmak istiyorum.

Malum, 1923’te Türkiye ve Yunanistan arasında “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” imzalanıyor. İlk maddesi şöyle: “Türk topraklarında yerleşmiş bulunan Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine girişilecektir. Bu kimselerden hiçbiri Türk hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye ya da Yunan hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a dönerek orada yerleşemeyecektir.” Mübadele ile Yunanistan ve Türkiye ulus-devletleşme yolunda önemli bir adım atmış oluyorlar. Anadolunun Türkleştirilmesi, homojenleşme, Türk Kimliği… Nereye koysan oluyor.

Giritli mübadiller, pek çok yönüyle diğer mübadillerden ayrılıyor, daha doğrusu geleneksel Balkan kültüründen farklılaşıyor. Zira Girit bir ticaret merkezi olmasından dolayı insanlar genellikle varlıklıymış. Günlük hayatta birkaç dil beraber konuşulurmuş. Dinler için de bu karmaşıklık geçerli. Insanlar birbirlerinin paskalyalarını ve kandillerini kutlarmış. Müslümanlar camide Giritce dua edermiş. Bu karmaşık ve hoşgörülü yapıyı Girit’te fazlaca hakim bir inanış olan Bektaşiliğe bağlıyorlar sıklıkla (cCc ALEVİLİK cCc). Fekat ne zaman ki Osmanlı Balkanlar’da güç kaybetmeye başlamış, o zaman Türk-Rum ayrımı ortaya çıkmış. Osmanlı askerinin adadan çekilmesi ve Girit’in Yunan parlamentosuna dahil olmasıyla beraber Türkler kendilerini güvende hissetmemeye başlıyor. Şükür ki silahlı olaylar olsa da örgütlü ve toplu kıyımlar yaşanmamış.

surgunveolum17

Girit mübadilleri Anadolu’ya geldiğinde yerel halk tarafından ilk başta çok sıcak karşılanıyor. O zamanki imkanlar malum, mübadillerin kültürel entegrasyonu ve iş bulması için devletin ayırdığı ödenek pek az. Gazetelerde yayınlanan “Yunan zulmünden kurtulan din kardeşlerimize yardım edelim”  konulu yazılar neticesinde yardımlar toplanıyor, dernekler kuruluyor. Yerel halk güzel karşılıyor mübadilleri kısaca. Fakat ne zaman ki yerel halk tarafından Giritliler’in misafir olmadığı fark ediliyor, o zaman sıkıntılar baş göstermeye başlıyor. Gençler Türkçe öğrense de -ki belli bir yaşın üstündekiler öğrenememiş. 40 yıldır Almanya’da olup tek kelime Almanca bilmeyen dayıları düşün- Yunan aksanıyla konuştukları için “gavur tohumu” denmeye başlıyor. Misal nüfus müdürlüğünden basit bir belge almak istediklerinde kendilerini Türkçe olarak ifade edemiyorlar. Yunanca ya da Giritçe konuşunca da hakarete uğruyor, dövülüyor, küfrediliyor. Dolayısıyla mübadiller de yerel halktan yalıtılmış bir hayat yaşamaya başlıyorlar, yalnızlaşıyorlar. Girit’te ticaretle uğraşan varlık ve statü sahibi biriyken, bir anda oldukları kişi oldukları için hakir görülüyor, hakarete uğruyorlar. Hatta bol sebzeli otlu yemekler yediklerinden dolayı yerel halk “eşeklerin hakkını yiyor bu gavurlar” diyormuş.

Bir diğer büyük sorun ise mübadillerin Rumlardan arda kalan evlere yerleştirilmesi meselesi. Yerel halk, kendisi iki göz odalı evlerde sefalet yaşarken “din kardeşi” olsa dahi Türkçe dahi konuşamayan mübadil “gavur tohumları”nın bir anda Rumlardan boşalan cillop gibi evlere yerleştirilmesini hazmedemiyor. Bazı bazı ailesine tahsis edilen terk edilmiş Rum evine giden mübadil, evi yerel halktan birileri tarafından işgal edilmiş buluyor. Bu da ciddi sorunlar ortaya çıkartıyor.

Mübadele halka ilk duyurulduğunda din değiştirmeye, rüşvet vererek etnik kimliğini farklı göstermeye ya da çocuğunu oradan biriyle evlendirerek mübadeleden kurtulmasını sağlamaya çalışan pek çok aile olmuş. Zira kolay değil her şeyi ardında bırakıp, dilini bile bilmediğin bir diyara yurt demek. Velhasıl Giritli mübadiller de iki devletin imzası olan dandik bir anlaşmanın figüranları olarak hayatlarını, kimliklerini, umutlarını kaybetmiş.

Başa dönersek, “beğenmiyorlarsa defolsun gitsinler!!!” diyen kişinin, Girit mübadelesi sonrasında kahrından ölen dedesi yaşasaydı torununun suratına tükürür müydü yoksa bu kadar kara propagandanın ardından o da aynı şeyleri mi söylerdi bilemem. Yine de siz siz olun insanlar için o kadar kolay “beğenmiyorlarsa defolup gitsinler” demeyin.

Not: Mübadillerin yaşadıklarıyla ilgili olarak Mehmet Ali Gökaçtı’nın Nüfus Mübadelesi Kayıp Bir Kuşağın Hikayesi kitabından çokça yararlandım. İlgilisi affetmesin.

Reklamlar

Istanbul Çarşamba’dan bir oyun, bir fotoğraf…

Istanbul Çarşamba’dan bir oyun, bir fotoğraf…

Fotoğrafı büyütüp iyice bakın.

IMG

Friendfeed’de biri paylaşmış, oradan gördüm. Istanbul, Çarşamba’da çekilmiş. Elinde oyuncak tüfek olan çocuk “infazcı”, tekbir getirerek yerde elleri bağlı gibi takılan rehineleri öldürüyor. Oyun bu.

Fotoğraftan yola çıkıp öğrenilmiş şiddet, sıradanlaşan faşizm, medya ve iktidar ilişkisi üzerine günlerce konuşabiliriz belki. Lakin konuşmak yerine fotoğrafı büyütüp uzun uzadıya incelemek, çok daha tatmin edici. Deneyiniz.

Türkiye online denyoluk haritası

Türkiye online denyoluk haritası

Geçen, ABD online nefret haritasıyla ilgili bir araştırma paylaşmıştım. Çuvaldızı da kendimize batıralım ki arkamızdan küfretmesinler. Misal Twitter hesabından “ateistlerin yok edilmesini” salık veren AKP Ankara Il Yönetimi’nden Mahmut Macit güncel ve iyi bir örnek. Image Mahmut Macit iyi bir örnek, çünkü iktidarı ve çoğunluğu temsil ediyor. Eğer ki Mahmut Macit bu tweet’lerinden ve buna bağlı olarak basında yer alan yazılardan sonra AKP tarafından görevden alınsa ya da bıyık kesme cezasına çarptırılsa yahut Melih Gökçek’in kankası olma cezası verilse bu yazıya konu olmayacaktı. Zira o zaman “he ya münferitmiş” diyebilirdik belki. Lakin öyle olmadı. Olmayacak da. Çünkü Tezer Özlü’nün dediği gibi “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi”, pek çokları için. Türkiye öyle farklı bir ülke ki, -yine Mahmut Macit abimin üzerinden ilerlersek-, ırkçılık-faşizm-ateizm üçlemesinin nasıl bir kategorik bağa sahip olduğunu, ateistleri Kızılay’ın ortasında sallandırmak için savcıların hangi kanun, nizam, intizam kurallarına binaen göreve davet edilebileceğini yahut ateistleri tecavüze uğramış tipler olarak tanımlayan/”cezalandıran” birinin psikolojik durumu hakkında konuşamazsınız. Söyleyebildiğiniz şey  “öyle de konuşamasın lan, el insaf” oluyor genellikle. Liseli kavgasında “anama küfretme lan” eşiği vardır ya, onun gibi. Önce bir mantıklı zemine inelim amk, sonra kalanını konuşuruz. Geçenlerde bir arkadaşım anlattı, Kongo iç savaşı sırasında savaşçılar, cesaretleri ve güçlerini artıracağına inandıkları için pigmeleri avlayıp yiyorlarmış. En sonunda kabilesini temsilen bir pigme, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne başvurup  “Abi bi konuşun, bizi yemesinler amk” demiş. Çizgiyi buradan çekmek lazım, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde. Önce bizi yeme, Kızılay’da sallandırma, sonrasını konuşuruz. Türkiye’de siyaset “hayatta kalma” savaşıdır. Kürtler, Ermeniler, Aleviler, Gayrımüslimler… Bilirler ki eğer net çizgiler çekerek kendilerini savunmazlarsa hayatta kalamazlar. Bir başkası için felsefik, siyasi ya da sosyolojik birer tespit olan şey, azınlıklar/ezilenler için hayatta kalabilme koşuludur. Misal, yeterince yavşaksanız Alevilerin kapılarının tebeşirle işaretlenmesini, AKP ile birlikte daha da egemen hale gelen Sünniliğin güncel izdüşümü olarak yorumlayabilir, “abi benim de içkime karışıyor bunlar” sığlığıyla AKP’ye laf çakmak için kullanabilirsiniz. Fakat Alevi böyle yapmaz. Gider bir silah alır. Mümkünse büyük bir silah. Image Madem memleketin online denyoluk konusundaki güncel örneklerine bakıyoruz, 3 gün evvel Furkan Coşkuner adlı aslan parçasının Sevan Nişanyan’a, sonunun Hrant Dink gibi Agos Gazetesi önünde alnında bir kurşunla biteceğine dair yazdığı enfes tweet’le devam edelim. Furkan kardeşimize bir şey olacak mı bu tweet’i yazdığından dolayı? Elbette ki olmayacak. Tweet yazdığı için ancak Fazıl Say, Sevan Nişanyan gibi Allahsızlar ceza alır bu ülkede. En güzel tepki de “kutsalıma hakaret etme”dir. Alevilerin evleri işaretlenir, parasız eğitim isteyen çocuklar bilmem kaç yıl hapis cezası alır, Başbakan “afedersiniz Rum” der, askeriyede arkasında Türk bayrağıyla poz veren çocuk 2 gün sonra  bir gazeteciyi sırf Ermeni olduğu için öldürür, 90 yaşındaki kadına Kürtçe ağıt yaktığı için dava açılır… Ötekiysen başına her şey gelebilir, makbul olan budur. Ama Müslümanlıkta sıkıntı var dersen “gerçek halk”ın kutsalına hakaret etmiş olursun. Yine denk geldiğim güncel örneklerden biri Metin Lokumcu’nun ailesinin açtığı tazminat davası. Zamanında sosyal medyada çokça yer bulmuştu, o nedenle “online denyoluk”la bağlantılı kabul edilebilir. Malum, emekli öğretmen Metin Lokumcu Hopa’daki gösteri sırasında polis şiddetine uğrayarak öldürüldü.  Ailesi tazminat davası açtı. 22 Mayıs’ta, yani 5 gün önce Içişleri Bakanlığı savunmasını verdi. Savunmada şahane cümleler var, misal; “Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunup hem de yaralanınca ya da vefat edince devletten tazminat talebinde bulunulması hukuk sisteminin koruduğu bir hak olmamalıdır”. Olur da bir gösteriye katılırsanız ve polisler sizi öldürürse, siz suçlusunuz. Konuyla ilgili Sendika.org’de yayınlanan yazı şurada. Image Sonuç: Baş aşağı  şekilde Türk bayrağı tutan arkadaş çok farklı. Bence bu memleketi o kurtaracak.

ABD Online Nefret Haritası

ABD Online Nefret Haritası

Image Humboldt State University’den Dr. Monica Stephens ve birkaç öğrencisi, Twitter’da homofobik, ırkçı ve engellileri aşağılayan tweet’leri belli anahtar kelimeleri aratarak tespit etmiş ve tweet sahiplerinin konumlarını Google Maps API yardımıyla haritaya işaretleyerek ABD’nin online nefret haritasını çıkartmış. Haziran 2012-Nisan 2013 arasında atılan tweet’lerin dikkate alındığı projede toplam 150 bin tweet incelenerek bu nefret haritası oluşturulmuş. Haritada kırmızının yoğun olduğu bölgeler insaniyetten ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor. Dolayısıyla ABD’nin doğusunda zerre insanlık kalmamış. Halbuki Türkiye öyle mi? Misal; Image Araştırma ve metod hakkında ayrıntı için: http://www.floatingsheep.org/ Haritayı da şuradan görebilirsiniz: http://bit.ly/1an8e7H