Yılansı İçeriklerle Organik Etkileşim Yaratıyoruz Başgannn

14441077_1237176032999134_3873736702491194663_n

Sosyal medya iletişimi konusunda, ajansından markasına futbolcusundan masörüne herkesin kafasını tutup sallaya sallaya söylemek istediğim şey şu: “her gün içerik paylaşmak zorunda değilsiniz babuş!”

Misal, görselde Signal’in Facebook’ta paylaştığı bir içeriği görüyoruz. Losyon, ayakkabı (kombinde ne işi var lan ayakkabının), deri cüzdan, akıllı telefon, araba anahtarının arasında BİR ARZU NESNESİ olarak Signal tüpü eklenmiş. Şimdi sokaktan birini çevirsek, “kardeş senin için kıymetli olan, değer verdiğin 1000 eşya say” desek bunlardan biri diş macunu olmayacak, bunu hepimiz biliyoruz. O zaman hem kendimizi hem de iletişim kurmaya çalıştığımız insanları gerizekalı yerine koymanın ne anlamı var?

Siz hiç kombisiyle selfie çeken birini gördünüz mü? Çekmez. Neden? Çünkü kombi. Evde görünmesin diye dolap falan yaptırıyoruz. Şimdi bir kombi markası çıkıp bütün iletişimini “ürünümüz evinize şıklık katar, tasarımı nefis” falan diye yapsa ne olur, millet götüyle güler. Ev güzel görünsün diye değil, ısınsın diye kombi alıyoruz. Alırken de tasarımına değil, verimliliğine bakıyoruz. Ürün bu. Daha fazlası değil. Diş macunu da üç aşağı beş yukarı bu. Yok değilse 20 yıldır neden 12 farklı koruma sağlar, 15 farklı koruma sağlar diye milletin kafasını siktiniz?

İlk yorum şöyle: “Karizmatik olmaya çalışıp olamayan reklam. Ürün kendini zaten satıyor. Böyle felaket reklamlarla insanlar üzerinde ancak antipati oluşturursunuz.” Diğer yorumlar da benzer şekilde içeriği eleştiriyor. Yani ajansınızın “size özel görsel çalışmaları yapacağız” dediği, pek de matah bir şey değil. Daha da kötüsü hem ajansta hem markada “la olm biz diş macunuyuz ne alaka” diyecek bir allahın kulu yok. Diğer taraftan #1gülüşünebakar sosyal medyada altı deli gibi doldurulabilecek bir kampanya çatısı. Nereye yürüsen olur. İlla ki ürünü bir yerlerden insanların gözüne sokmak zorunda değilsin. Ürünü tamamen yanlış konumlandırarak yapmak zorunda hiç değilsin.

İçeriğin istatistiklerini de görüyoruz yukarıdaki görselden. 5k beğeni, 25 paylaşım, 80 yorum. Yani parayı post ad’e yatırınca sikini daşşağını koysan oraya yine etkileşim alıyor. Demek ki bu geçerli bir kriter değil. Ölçülebilir olmak, rasyonel olmak anlamına gelmiyor.

Son olarak, her gün içerik paylaşmak zorunda değilsiniz. Ayda 30 yerine 5 tane içerik paylaşın ama düzgün içerik paylaşın. Diğer türlü görseldeki gudubetler çıkıyor ortaya.

 

Reklamlar

İçerik hırsızlığı ve Can Direkli-Big Chefs örneği hakkında

Internetlerimizin en büyük sıkıntılarından biri içerik hırsızlığı, malum. Hatta geçtiğimiz günlerde Onedio’nun video tarafının ilk işinin TÜFEV‘den arak olduğuna dair ciddi iddialar ortaya atıldı. Ki haklı gibi görünüyorlar. Onedio’nun çektiği video burada.  Önce videoyu izleyip sonra TÜFEV’in sayfasını inceleyince anlayacaksınız.

Elbette ki bu Onedio’nun ilk vukuatı değil. Bildiğim kadarıyla içerikten para kazanmaya çalışan pek çok sitenin Onedio’yla bir derdi var. İçerik hırsızlığı yapıyorlar demiyorum, lakin bu eleştirileri önleyecek hiçbir şey yapmıyorlar, o çok açık. Şurada biraz yazmıştım bu konuda: Ekşi Sözlük ve Onedio paracıkları ne yapıyor?

Temelde sistem nasıl işliyor? Markalar, takipçi kitlesi kendi hedef kitlesine uygun olan sitelere reklam veriyor. Sallıyorum, evtasarımı.com diye bir siteniz var. İyi içerik üretiyorsunuz. Takipçi kitleniz, dijital ekosisteminiz vs oluştu. Ikea vs gelip “yav bir içerik yapsan da bizim de şu ürünü arada geçirsen” diyor. Sen de tamam diyip ortalama bir gösterim/okunma kpi’ı veriyorsun. İş sonunda da paranı alıyorsun falan. Temel sistem bu. Fakat sen editör tutup, emek verip, çekimler vs yaparken bir bakıyorsun içeriğin birkaç cümle değişiklikle Onedio ya da benzer bir sitede yayınlanmış. Dolayısıyla paracıklar sana değil, Onedio ya da benzer siteye gitmiş. Çünkü trafiği sen değil onlar almış. Olmuyor neticede ve 1 yıl sonra batıyorsun. Epey güzel örnekleri var bu batışların. (Bu arada “Onedio”yu temsili olarak kullanıyorum bu mevzularda çok fazla adı geçtiğinden.)

Velhasıl, internet çok kısıtlı alanlara hapsoluyor bu şekilde. Yenilerin hayatta kalması imkansızlaşıyor. İçerik hırsızlığı sektörel standarda dönüşüyor. Etik kurallar oluşamıyor falan. Kapsamlı bir distopik projeksiyon yapılabilir bunun üzerinden.

Asıl mevzuya gelirsek, Can Direkli adında bir kardeşimiz dün http://bigchefsbananeyapti.tumblr.com adlı bir blog açarak, “Big Chefs & Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu İhlali” başlıklı bir makale yazmış. Epey bir yerde denk geldim ve Can Direkli adlı kardeşimizin tavrından tiksindiğim için “içerik hırsızlığı” perspektifinde ben de konuya müdahil olmak istedim.

Kabaca olayı özet geçersek; Can Direkli Big Chefs’i çok seviyor. Sürekli orada yemek fotoğrafları çekiyor falan. Bir gün Big Chefs’e gidince kendi çektiği bir fotoğrafın, Big Chefs ve Denizbank ortaklığında bir indirim kampanyasında kullanıldığını görüyor. Müdürü arayıp “olm ne ayak” diyor. Müdür de “moruk  zamanında bir fenomenle iş yapmışız, fotoğraf ondan kalmış. Kampanya zamanı Denizbank bunu seçti biz de kullandık” diyor. Can Direkli de “o zaman içerik partnerliği yapalım ya da bana paracık verin yahut bir çözümle gelin” diyor. İş çözülemiyor, bloglara dökülüyor.

Can Direkli’nin hikayesinde çok ciddi sıkıntılar var. Misal, temel götlük Can Direkli’nin fotoğrafını kendisi çekmiş gibi Big Chefs’e veren fenomende. Fakat adı hiç geçmiyor. Hatta Can Direkli diyor ki “Bahsi geçen fenomenin fotoğrafı kendi çekmiş gibi verdiğinden adım gibi emin olduğumu söyledim.” Hatta şöyle bir şey de diyor “Benim fotoğrafımı size veren şahsın farklı olaylarını da duyduğum ya da maruz kaldığım için, bu kez elim kuvvetli olduğundan bu işin peşini bırakmak istemiyorum, sadece bu.” Şimdi, böyle söyleyince Can Direkli’nin tüm derdi içerik hırsızlığı yapan isimsiz fenomenmiş gibi görünüyor değil mi? Peki böyleyse onun adını vermesi, ifşa etmesi gerekmez mi? Halbuki tüm yazıda sadece Big Chefs’e giydiriyor.

Sonrasında ilk görüştüğü müdür, bir üstüyle Can Direkli’yi görüştürmüş. Orada Can Direkli “Big Chefs ekibine konu ile ilgili bir sürü çözüm yolu buldum. Ayrıca bir içerik partnerliği yapabiliriz sizin bu fenomen ile yaptığınız gibi, ya da insanların önerdiği gibi bana belli bir meblağ ödersiniz çünkü burada dijital bir fotoğrafı şubelerdeki masalarda giydirme olarak kullanıyorsunuz bunun ederi normalde çok yüksekken ben sizden ufak bir meblağ alabilirim…” demiş. Bu çözüm sunmak değil, menfaat sağlamak. Ki bir üst paragraftaki alıntıda “bu kez elim kuvvetli olduğundan” falan diyor. Bilinçaltı fışkırıyor resmen. Ayrıca asıl mevzu o sürekli milletin içeriğini çalan fenomense, Big Chefs ile içerik partnerliği yapmak nasıl bir çözüm olabilir ki? Ki Can Direkli’nin içeriğe sonradan yazdığı notlarda şöyle bir şey var; “Onlardan çözüm yolu beklememin sebebinin de bu fenomen özelinde duyduğum/deneyimlediğim başka olayların da yaşanmış olmasıydı. Birazcık ‘artık ben buna bir son diyeyim’cilik belki.”  Tekrar soralım; asıl mevzu o sürekli milletin içeriğini çalan fenomense, Big Chefs ile içerik partnerliği yapmak nasıl bir çözüm olabilir ki?

Can Direkli kardeşimiz sonrasında karakterleri bold yaparak şöyle diyor; “Tüm bunlar olduğu sırada, Big Chefs’in aslında bu fenomen ile bir sözleşme dahi imzalamadığını öğrendim!” Madem Can Direkli kardeşimiz o fenomenin düzenli olarak hırsızlık yaptığını bilecek kadar sektörü tanıyor, çoğu fenomenin sözleşmesiz ya da faturasız iş yaptığını da bilir. Peki bunu yazmadaki amaç ne? Markayı tehdit etmek.

Peki bu kadar uzun uzun konuyu anlatan Can Direkli neticede ne yapıyor? Dava açmıyor misal. Onun yerine blog açıyor. Tüm sorunum içerik hırsızlığı yapan fenomenle diyor ama onun ismini vermiyor. Tamamen “iyi niyet”i ile çözüm bulmaya çalışıyor ama böyle basit bir mesele için müdürle telefonda 100 dakika konuşup, tüm konuşmayı kaydediyor. Ve tüm bu menfaat sağlama çabasına “içerik hırsızlığı” ambalajıyla taraftar bulmaya çalışıyor. Hatta blog yazısındaki neden dava açmadım bölümünde “Türkiye’nin en güçlü iş kadınlarından biri, Big Chefs’in CEO’su olan kişi ile karşı karşıya gelmek istemediğimden” diyor misal. Çünkü Can Direkli kardeşimiz bir profeminist. Davasına feministler de destek versin.

Velhasıl içerik hırsızlığı internetin gelişmesinin önünü tıkayan, ifşa edilmesi gereken bir şey. Mümkünse içerikten para kazananların (içerik siteleri, fenomenler vs) bu konuda örgütlenmesi ve belli etik kuralları kabul etmesi sektörün gelişmesi açısından epey faydalı olur. Diğer türlü içerik hırsızlığı konusunda gerçek mağdurların boşalttığı alanı, Can Direkli gibi arkadaşlar doldurur.