Istanbul Çarşamba’dan bir oyun, bir fotoğraf…

Istanbul Çarşamba’dan bir oyun, bir fotoğraf…

Fotoğrafı büyütüp iyice bakın.

IMG

Friendfeed’de biri paylaşmış, oradan gördüm. Istanbul, Çarşamba’da çekilmiş. Elinde oyuncak tüfek olan çocuk “infazcı”, tekbir getirerek yerde elleri bağlı gibi takılan rehineleri öldürüyor. Oyun bu.

Fotoğraftan yola çıkıp öğrenilmiş şiddet, sıradanlaşan faşizm, medya ve iktidar ilişkisi üzerine günlerce konuşabiliriz belki. Lakin konuşmak yerine fotoğrafı büyütüp uzun uzadıya incelemek, çok daha tatmin edici. Deneyiniz.

Reklamlar

“Kim kendini bir kavme benzetirse, o da onlardandır”

“Kim kendini bir kavme benzetirse, o da onlardandır”

Cümle Ebu Davut isimli muhaddise, hadis bilginine ait. En azından alıntıyı yapan AK Parti Istanbul Milletvekili Gülseren Topuz öyle söylüyor, inanmak icap eder.

Peki bu cümle nasıl oldu da bu yazının başlığı oldu? Açıklayayım. Malum yerel seçim “savaş”ları yurt sathını sardı. Geçtiğimiz günlerde AKP Istanbul Milletvekili Gülseren Topuz, AKP Istanbul BB Başkan adayı Kadir Topbaş’ın ne kadar dini bütün olduğunu, rakiplerinin ise Müslümanlığa ne kadar aykırı hareket ettiğini cümle aleme göstermek için başlıktaki cümleyi alıntılayarak bir fotoğraf paylaştı Twitter hesabından. Fotoğraf, gayrımüslimlerle toplantı yapan CHP Istanbul BB Başkan adayı Mustafa Sarıgül’e ait. Tweet aşağıda:

Image

AKP milletvekili Gülseren Topuz’un #SarıgulunGercekYuzu hashtag’ini kullandığını ve alıntının ardından “Müslümanız Elhamdülillah” yazdığını da atlamayalım.

Yine geçtiğimiz günlerde, hatta tam olarak Noel’de, Kadıköy Iskele Camisi’nin duvarındaki elektronik panoda yer alan ayet pek çok kişiyi rahatsız etti.

Image

Camimizin panosunu süsleyen bu ayet Maide Suresi’nden. 51. Ayet. “yhaa ben Kürtleri sevmiyorummm“un dini versiyonu aslında. Nefret söyleminin de güzel bir örneği. Neyse, dini boyutu çok da bu yazının konusu değil.

Bu görsel sosyal medyada dolaşıma girdikten sonra haklı olarak ortak bir tepki oluştu. “Bari adamların dini bayramında yapmayın lan“da anlaştık sıradanlaşan faşizmle. Ancak bununla ilgili olarak “yani bence sorun yok bunda. Gidin öldürün demiyor ki, arkadaşlık etmeyin diyor” diyenler vardı. Bu yazının asıl amacı bu arkadaşlar. Zira belli ki bu arkadaşlar Hrant Dink’i katleden Ogün Samast’ın “doğuştan kötü” olduğuna inanıyorlar. Ya da hırsızlık yapan birinin genlerinde bir sorun olduğunu düşünüyorlar. Kamusal alandaki pratiklerin, insanı ne kadar dönüştürebileceği hakkında pek bir fikirleri yok belli ki.

Kaba bir tanımla devlet, egemen sınıf bloğunun hegemonyasını devam ettirmesini güvence altına alan yapıdır. Egemen sınıfın hegemonyasını devam edebilmesi için üretim gücünün ve üretim şartlarının yeniden üretilmesi gerekir ki sikiş sürdürülebilir olsun. Louis Althusser bu yeniden üretim için devletin iki şeye ihtiyacı olduğunu söyler; devletin ideolojik aygıtları ve devletin baskı aygıtları. Direniş zamanı canları öldüren, kör bırakan, sakatlayan bu baskı aygıtlarıydı. Yani söylenildiğinde gelir kafana vurur. Asıl mesele üretim şartlarının yeniden üretimi, çünkü bu zor. Ayda 700 TL maaş alarak 3 çocuk okutmaya çalışan birine bu durumun normal olduğunu kabullendirmek takdir edersiniz ki kolay olmaz. Tam da bu noktada ideolojik aygıtlar devreye giriyor. Kah AKP milletvekili Gülseren Topuz’un tweet’inde, kah Kadıköy Iskele Camisi’nin duvarında karşımıza çıkıyor bu ideolojik aygıtlar. Sadece buralarda değil elbette. Babadan “oğlum Alevilerin evine gitme” cümlesini duyduğumuzda da, lisede din hocası “Yav Budizm resmen gerizekalılık” dediğinde de ideolojik aygıtlarla etkileşime gireriz. Ve neticesinde din, aile, okul ve medya referansları ile Müslümanların sadece Müslümanlarla arkadaşlık etmesi gerektiğini kabulleniriz. Misal bu örneklerden sadece biri. Milliyetçilik, homofobi, seksizm vs hepsi için bu ideolojik aygıtlarla defalarca etkileşime giriyoruz. Ve bu aygıtların köklerimize ektiği önyargılarla yaşıyoruz.

Asıl konumuza dönersek, Noel’de caminin duvarında yazan “Hıristiyanlarla ve Yahudilerle arkadaşlık etmeyin” lafı, faşizmin sıradanlaşması ve normalleşmesi açısından önemli. Çünkü, sanki ortada bir nefret söylemi yokmuş gibi bunu normal kabul ettiğimizde Ogün Samast’lar Hrant Dink’leri öldürmeye devam edecek. Bunun önüne geçmezsek Roboski’ler bombalanmaya, Fetus Okey’ler karakollarda öldürülmeye devam edecek.

Avrupalılar Amerika’ya ilk gittiğinde, Kızılderilileri öldürme emri verilmiş. Pek çoğu kabul etmemiş. Sonrasında Vatikan devreye girip “Tanrı, yerli halkın içine ruh üflememiştir, dolayısıyla onların ölümü cinayet sayılmaz” diye fetva çıkarmıştır. Sonrası malum. Gerçi o kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Maraş Katliamı da cuma vaazında ve cami çıkışında gaza getirilen bir cemaat ile yapıldı.

Bu keyifsiz yazıyı güncel bir Kelebek Etkisi tanımı ile bitirelim: AKP milletvekilinin yazdığı bir tweet ya da caminin duvarına asılı elektronik panoda yer alan bir ayet, Suriye’de bir katliama dönüşebilir. Üstelik işin içinde silah dolu TIR’lar ve MİT yokken bile.