“Ben en çok şeytanı oynarken aziz gibi görünürüm”

“Ben en çok şeytanı oynarken aziz gibi görünürüm”

Soma katliamıyla ilgili yazılacak, konuşulacak onlarca şey var. Biz, biraz daha kolektif yavşaklık ekseninde konuşalım. Öncelikle her felaket haberi sonrasında profil fotoğrafını, cover görselini vs değiştiren, başsağlığı mesajı yayınlayan markaların samimiyetsizliği üzerinde durmanın elzem olduğunu düşünüyorum. Zira Türkiye’nin en büyük markalarının tamamı bu görsel değiştirme, mesaj yayınlama işine girdiler. Ancak sormak lazım, bu markaların herhangi bir maden ortaklığı hiç mi yok acaba? Ya da bu maden işletmeleri finansmanı nasıl karşılıyor? Soma özelinde az kurcalasak nasıl bağlantılar çıkacak kim bilir.  Elbette ki sistemdeki tüm öğeler birbirlerine göbekten bağlı. Dolayısıyla her katliamın ardından “yhaa çok üzülüyomm” tripleri markalar açısından pek samimi olmuyor. Neden? Çünkü o maden işçisinin aylık 1100 TL’ye bok gibi şartlarda yerin bilmem kaç bin metre yerin altında çalışmasına neden olan bu markalar aslen. Markalar demişken, bankaların hızlıca “bütün kredileri siliyoruz” yavşaklığı da bayağı iyi oldu. Misal her banka kaç kişinin borcunu sildiğini açıklasa ya. Bir de kredi sigortası konusu var ki, tam şahanelik. Kredi borçlarını siliyoruz dedikten sonra “ama kredi alırken sigortalanmıyor muyuz, o ne sike yarıyor” sorusuna karşı bazı bankalar ikinci bir açıklama yayınlayarak “sigorta karşılarsa da parayı ailelere vereceğiz” dedi. Kimse ses etmese bütün memleketi ayakta sikmeye çalışacaklardı. Diğer taraftan sorumluluğu tamamen markalara yıkmak da doğru değil. Daha derin bir sorun var. Hepimiz belki şimdi iş güvenliği, sendika, örgütlenme diye konuşuyoruz ama bir düşünün kaçınızın sigortası aldığı maaştan yatırılıyor? Çalışma ortamındaki haklarınız güvence altında mı?  Düzenli olarak mesai yapıp mesai ücreti alabilen kaç kişi var? Sendikaya girmek isteyince kovulmayacağınıza emin misiniz? Dolayısıyla tüm memleket süper şartlara sahipti de sadece Soma’da şartlar kötüydü diyemeyiz. Demem o ki Soma’daki rezil çalışma şartlarını meşrulaştıranlardan biri de biziz. Son olarak da Metin Feyzioğlu’yla ilgili iki kelam etmek isterim. Soma katliamından sonra yazdığı tweet’lerden birkaçı aşağıda. Image Baskın Oran’ın T24’te yayınlanan son yazısında Metin Feyzioğlu’nun 2009’da Bursa Kemalpaşa’da 19 işçinin ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasında ruhsat sahibinin avukatlığını yaptığını öğreniyoruz.  Velhasılı sadece AKP değil, herkes suçlu. Gerçekten bir çözüm arıyorsak en temelden başlamak zorundayız. En başta da kurban ve katilleri birbirinden ayırmamız lazım.

Reklamlar

Barış kendisi gelemez olm, küçük daha o

Barış kendisi gelemez olm, küçük daha o

Geçenlerde oturduğum masada Kürt meselesiyle ilgili bir konuşmaya denk geldim. Güzelce bir hanım kızımız, Kürt siyasetinin neden fraksiyonlara ayrılamadığını, neden daha spesifik konularla ilgili daha uzman kişilerin ortaya çıkamadığını sorgularken BDP’nin bu işten nemalandığı sonucuna varıyordu. Özellikle Gezi Direnişi’nden beri daha sık yapılmaya başlanan bir şey var; var olan durumu bütün tarihsel ve sosyal gerçekliğinden kopartarak, bağlamını kaybederek fikir yürütmeye çalışmak. Misal güncel örnek olarak 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili olarak konuşan, lanet okuyan binlerce insan var. Temelde bu olayın bir devlet organizasyonu olduğunun da farkındalar. Lakin bu ve bunun gibi pek çok olayın “sermayenin Türkleştirilmesi” ile bağlantısını kuramıyorlar, kurmuyorlar. Dolayısıyla bağlamı oluşturan o temele net amacı eklemediğimizde vardığımız sonuçlar komplo teorisi ciddiyetini aşamıyor. Keza BDP’nin Kürt hareketinden nemalandığını söyleyen güzel hanım kızımız da aslında temeli fazlasıyla ıskalıyor. Misal sormak lazım; BDP bugüne kadar kaç tane “izinli” basın açıklaması yapabilmiş? Kaç milletvekili dayak yemiş? Kaç siyasetçisi hapiste? Nasıl bir zeminde siyaset yapılıyor? Anaakım medya bombardımanında “dağda törörö olacağına ovaya in siyaset yap” kalıbının iş gördüğü açık, eğer inanmak istediğin şey egemen olmanın meşru olduğunu herkese duyurmaksa. Fakat gerçekler öyle anaakım medyada göründüğü gibi değil elbet. Dolayısıyla “ovaya in siyaset yap”a kanmak, hele ki medya ve iktidar arasındaki ilişki Gezi Direnişi’yle beraber bu kadar görünür olmuşken BDP’ye laf çakmak, Kürt hareketini lümpenleştirmek en iyimser tabirle cehalettir.

AKP’nin meşhur “Demokratikleşme paketi”nden  ne çıkacağı belli değil, malum. Zaten sadece kapalı kapılar ardında, kimseyle ortaklaşa hareket etmeden, konu başlıkları bile açıklanmadan ve başkasına fikir sorulmadan yapılmış bir pakete “demokratikleşme” adını vermek de pek doğru olmasa gerek. Bu sebeptendir ki Kürt gençleri arasında dağa çıkma oranı azalmıyor. Diğer taraftan “Demokratikleşme paketi”ni “Top benim olm” diyen mahallenin tombul çocuğu gibi kullanan AKP’nin bu süreçte yaptıkları da (ODTU olayları, Ethem Sarısülük davası, PKK mezarlığını basmak, Ermenilerin tarihi Sanasaryan Hanı kanunsuzca ihaleye çıkarmak vb.) samimiyetsizliğin/güvensizliğin bir göstergesi.

Image

Tüm bu güvensizlik ortamında, elini taşın altına koymaktan imtina etmeyen ve forumlarda filizlenen “Tanışıyoruz Insiyatifi” ortaya çıktı. Parçası oldukları Abbasağa Parkı, Yoğurtçu Parkı ve Büyükdere-Yeniköy forumları ile beraber Abbasağa’da Toplumsal Barış Çalışma Grubu ve Yoğurtçu’da Barış İnsiyatifi ile Kürt hareketini açıklamaya yönelik hareket etti. Sonrasında “Amed Gezisi”ni organize ederek 30 kişiyi Diyarbakır’a götürdü ve Kürt aileleriyle beraber forum yapıldı. Bu forumlarda Kürt gençleri, LGBT hareketi, kadın hareketi gibi farklı parçalarla birebir ilişki kuruldu ve halkın evlerinde kalındı.  Tanışıyoruz Insiyatifi’nin bana göre en önemli cümlesi şuydu; “Bugüne kadar sadece ‘merhaba-merhaba’mız vardı belki ama artık en azından ‘merhaba-merxeba’mız da olsun diye tüm çabamız.”

Yoğurtçu’daki Kürtçe Atölyesi’ne iş yoğunluğundan dolayı sadece 1 gün katılabildim. Ilk başta 10-15  kişi başlayan atölye sonlara doğru 50-60 kişiyi buldu. Pek çok şeyin rahatlıkla konuşulabildiği atölyede bana göre en önemli nokta, katılımcıların çoğunun konu hakkında bilgisi sınırlı, genellikle anaakım medyadan beslenmiş ancak bir şeylerin yanlış olduğunu fark eden kişilerden oluşmasıydı. Yani Gezi Direnişi’nin sağladığı kazanımların en başında söylenen “empati ortamı” tam da buydu. Bu noktada konuşmak, kendini ifade etmeye çalışmak elbette ki önemli ancak takdir edersiniz ki çok da etkili değil. Bu anlamda Tanışıyoruz Insiyatifi’nin düzenlediği “Amed Gezisi” var olan kazanımları kemikleştiren, taşların yerli yerine oturmasını sağlayan bir organizasyon.

Var olan durumdan nemalanan egemen taraf elbette ki bu organizasyona çemkirecekti. Öyle de oldu. Misal “Yaftalamadan düşünün” mottolu Zaman Gazetesi’nde 17 Eylül’de yayınlanan “Eylemleri Güneydoğu’ya kaydırmak için ücretsiz gezi düzenleyecekler” başlıklı yazıda şöyle diyordu;

Gezi Parkı eylemcileri, PKK’nın Kandil’deki lideri Cemil Bayık’ın geçen hafta “Eylemlere destek vermemek yanlıştı.” sözlerinin ardından harekete geçti. İsteyen eylemciler, İstanbul’dan Diyarbakır’a ücretsiz olarak götürülecek ve burada BDP tabanıyla görüşmeler yapılacak. Etkinlikle, eylemlerin Güneydoğu’ya yayılması amaçlanıyor.”

Haberin sahibi Habib Güler (@habibguler) her ne kadar birkaç gün sonra Twitter’dan Tanışıyoruz Insiyatifi’nin organize ettiği Amed Gezisi’nin faydalı olduğunu söylemiş olsa da -ki onu da silmiş, ekran görüntüsü bulursam eklerim-, haber hala cumhuriyet sucuğu gibi Zaman Gazetesi’nin sitesinde yer alıyor. Daha komik olanı, muhtemelen Habib Güler’in bu organizasyondan Tanışıyoruz Insiyatifi’nin yolladığı basın bülteni sayesinde haberdar olması. Diğer taraftan zaten Tanışıyoruz Insiyatifi’nin sitesinde bu organizasyon fikrinin forumlarla beraber ortaya çıktığı yazıyor. Bir haberci en azından sitede yer alan bilgilerin bir sağlamasını yapar haberden evvel. Velhasıl  insan kendinde eksik olanı sıklıkla söylermiş derler ya, yaftalamadan düşünün mottosu da bu anlamda Zaman Gazetesi’ne fazlasıyla yakışmış.

Elbette iktidar tarafına yakın medya kuruluşlarından bu geziyle ilgili fantastik haberler çıktı. Misal, 3 IQ ile hayatta kalmaya çalışanların doğru adresi Akfikir.com haberi Yeni Akit’ten alıyor ve “Pornocu Sözcü gezicileri sapıklarla örgütlüyor” başlığıyla veriyordu. Bir kere Sözcü ne lan sığır? Mevzu bahis Kürt mücadelesiyse alayına “durun siz kardeşsiniz” diyesi geliyor insanın.

Image

Gerçi daha fenaları da var. Misal Furkanhaber.com “Amed’e safari yapmaya gidiyorlar” başlığıyla veriyordu haberi 🙂 Safari mevzusu aslında bu geziyi oryantalist bulan Kürt tarafından gelen eleştiri. Organizasyonu oryantalist bulan ve Ironi katarak geziyi safariye benzeten biri vardı Twitter’da. Site de bu KÜÇÜK ironiyi anlamayarak habere başlık yapmış. Haberin spot metni şöyle;

Mevzunun ağaç olmadığı, Gezizekâlıların Diyarbakır’a “hafta sonu gezisi” tertiblemeleri ile bariz bir hâl aldı.”

Velhasıl, barış sadece kağıt üzerinde olabilecek bir şey değil. Barış isteyen herkes meşrebince destek vermeli/verecek. Tanışıyoruz Insiyatifi bana göre büyük bir adım attı, bundan sonrası için umut dolu bir adım.

Anaakım medyanın yalanları olmadan, var olanı görmek için yapabileceğimiz tek şey alternatif iletişim kanalları oluşturmak ve bunları desteklemek.

Not: Bu yazıyı yazarken Kürtler ve barış konulu bir yazı aklıma geldi. Arattım buldum. Buyurunuz: Futbola siyaset karıştırmıyoruz beyler!