Gizlenen gerçek! Selfie çubuğu kullananlara yıldırım çarpıyor!

Instagram’ın Facebook tarafından satın alınmasından sonra #selfie çılgınlığı tüm dünyaya yayıldı. Peki hiç sorduk mu; kendi fotoğrafımızı çekmenin neresi bu kadar ilginç? Neden Instagram’da başlayan bu moda tüm sosyal mecralara yayıldı? Neden selfie çekmek için saçma sapan bir çubuk almaya başladı herkes? GERÇEKLER GELİYOR,  BUNDAN SONRASINI İYİ OKU!

53144cafe5dd8-selfie.l.mLG

Selfie çubuğu, bakır ve kurşun alaşımı bir malzemeden yapılır. Kurşun, bilenler bilir zararlı bir ağır metaldir. Periyodik cetvelin en tehlikelilerinden biridir. Eğer bu metalle vücut uzun süre temas ederse cilt kanserinden zehirlenmeye kadar pek çok ciddi sonuç doğurabilir. Durun, daha kötüsü var: BAKIR! Neden annelerimiz kahveyi bakır cezvede yapar? Çünkü bakır en iyi iletkenlerden biridir. Yemeği bakır bir tencerede pişirirseniz normalden 32 dakika daha kısa sürede piştiği kanıtlandı. Isıyı mükemmel iletir. Keza elektriği de. Peki şimdi düşünelim; elimizde selfie çekmek için tuttuğumuz çubuk mükemmel bir iletkenden yapılırsa, yıldırım çarptığında ne olur? ÖLÜRSÜN. Kaç gündür sıcaklar yüzünden ölen binlerden bahsediyorlar. YALAN! Hepsine selfie çubuğu nedeniyle yıldırım çarptı, halktan gizliyorlar. Zaten hava mis gibi, her gün yağmur yağmıyor mu? Gök gürlemiyor mu? Bunları iyi düşünün! Dikkat edin, bundan sonra da Kuş Gribi falan demeye başlayacaklar. İnsan bir kendine sorar, insan gribi sadece sümüğümü akıtırken kuş gribi nasıl beni öldürebilir? Defalarca mail yazdım info@who.com’a bu konuda, tek bir cevap bile gelmedi!

Uyuma, uyan artık. Selfie çubukları yüzünden seyyar paratoner gibi gibi dolaşıyoruz ey kardeşlerim! Yıldırım çarpmasa ağır metal yüzünden zehirleniyor, daha fazla kullanırsak kanser oluyoruz! Biz yine kendi fotoğrafımızı eşe dosta çektirelim, gerçek “sosyal”lik bu zaten. Layk’la sosyallik olmuyor! Gelin özümüze dönelim ve bu selfie çubuklarından kurtulalım.

#SelfiÇubuğuKullanmıyorum çünkü #BenParatonerDeğilim!

LÜTFEN BU YAZIYI SİLİNMEDEN PAYLAŞIN

Reklamlar

Yeni Instagram filtresi Mavi Muammer ve Türkiye üzerine oynanan oyunlar

San Fransisco’da soğuk bir gündü. Gökyüzü sarı bir filtreyle örtülü gibiydi. Kevin, “bugün Instagram’a az foto yüklenir herhal” diye düşündü. Elindeki, dikine kesilmiş ve tuzlanmış salatalıktan bir ısırık alıp yürümeye devam etti. Akşam olunca admin paneline girip o gün Instagram’a kaç foto yüklendiğine bakabilirdi. Instagram şirketinin aslanlar gibi bir ortağı olduğunu hatırlayınca sevindi, salatalıktan bir ısırık daha aldı. Adımlarını hızlandırdı. Sevinçle yürüyordu. Şirkete varınca, ortağı Mike’a müthiş fikrini açıklayacaktı. Instagram Ar-Ge ekibi yeni bir mavi filtre bulmuştu. Gökyüzünü nefis gösteriyordu. Bu yeni filtreye güzel bir isim bulmuştu. MAVİ MUAMMER. Instagramı en falza kullanan ülkelerden biri kimdi? Türkiye. Peki bu memleketteki insanların aklını alacak, şirketimiz için büyük sempati uyandıracak Türkçe bir isim kullansaydık, markamız için en hayırlısı olmaz mıydı? Hem isim bulması için ajansa para vermekten de kurtulurdu. Bir taşta iki kuş. Türkiye’yi tanıyordu, Niğde’de 3 ay kalmıştı. Yabancı bir filmde Türkiye, Istanbul, Türkler gibi bir şey geçince nasıl gururlandıklarını görmüştü. Sırf Türk mafyasını anlatıyor dedikleri için Jean Christophe Grange’nin Kurtlar İmparatorluğu romanından 3 tane alan okuma yazma bilmez kahveci İmdat Dayı’yı hatırladı. Mavi Muammer filtresi konusunda müthiş bir iş yaptığını düşündü tekrardan, gülümsedi. Şirkete varmıştı.

Kendisi hariç sadece Mike’ın kullanabildiği asansörün önünde bekliyordu. Asansör kapısının üstüne “Only Boss” yazdırmıştı 2 hafta evvel. Koskoca Instagram’ın sahibiyiz, o kadarcık lüksümüz de olsun bir zahmet diye düşündü. Mike’la beraber Instagram’ı kurduklarından beri Kevin’in sırtı yere gelmiyordu. Normalde sayısalcıların yüzüne bile bakmayacak milyon manita yapmıştı o tipiyle. Üniversitede öğrenciyken muhabbet ettiği bir kadının bir anda koşarak kaçtığı geldi aklına. Gözleri yaşardı. Sayısalcılık, yokluğun başkentiydi. Kendisine tahsis edilen bir asansörde olmanın verdiği kıvançla “en iyi üniversitenin amk” dedi. Patronlara ait olan 6. kata varmıştı. Asansörden çıkarken hemen karşı masanın üstündeki ketıl’ın açık olduğunu gördü. “Yav şu amnakodumun makinesini açık bırakma be Mike. Deveye bu kadar söylesem elektrik profesörü olurdu şerefsizim” dedi ve ketıl’ı sertçe kapattı. İçeriden “Gel hele gel, bahele ne yaptım?” diyen Mike’ın sesindeki heyecanı adeta görebiliyordu. Montunu ve kaşkolunu portmantoya asıp içeri gitti. Mike’ı elleri arkasında, ayakta buldu. Yüzünde pis bir gülümseme vardı. Yine şirket harcaması olarak gösterip vergiden düşebileceği bir şey almıştı belli ki. Hep elleri arkada, mal gibi gülümseyerek “bahele ne yaptım?” derdi böyle olunca. Mike, 32 dişi de görünecek şekilde gülümsemesini genişleterek ellerindekleri gösterdi. 2 tane iphone 6 almıştı.

– Bedava olum, dedi Mike, keriz malı bu, vergiden düşürdüm.

Kevin, sevinmiş gibi yaptı. Ruhu fukaraydı Mike’ın. Milyar dolarlık şirket sahibiydiler, lazım gelse ada bile satın alabilirlerdi. Fakat Mike’ın kalitesi bir milim dahi artmamıştı. Kör tadıma soksan viskiyle oralet arasındaki farkı anlamazdı sığır.

– İyi yapmışsın abi. Devlet esnafı sikmeye kalkarsa esnafın da eli armut toplamıyor, dedi Kevin. Bir an önce Mavi Muammer’den, yeni filtreden bahsetmek için yanıp tutuşuyordu.

– Gel şimdi de benim sürprizi anlatayım, dedi.

Mike, tümü cam olan ofisteki uzun toplantı masasına otururken iphone 6’yı ceketinin iç cebine koydu. Gülümsemesi hala suratındaydı. “Anlat bakalım, hangimizin sürprizi daha iyiymiş görek?” dedi Kevin’a. Mike, tam bir andavallıydı. Kevin, hala Instagram fikrinin Mike davarının aklına nasıl geldiğini, mobil dünyadaki bu büyük boşluğu dışarı çıkarken pantolon giymeyi unutabilen bu sığırın nasıl gördüğünü merak ediyordu. Gerçi kabul etmek lazımdı ki, fikir o kadar da inanılmaz değildi. “Facebook’un sadece fotoğraflısı” demişti Mike. Neticede oydu hakikaten de. Fakat nasıl bu kadar tutmuştu. 100 küsür milyon kullanıcıları vardı. Instagram şuna benziyordu; Meydan Larousse’un sadece A-B-C harflerinin olduğu ciltleri alıp ismini değiştir ve sat. Insanlar nedense yeni bir şey bulduklarını kabul etmişlerdi. Kevin ve Mike’ın canına minnetti. Sanki taş atmışlardı da kolları yorulmuştu. Kevin, Mike’ın tam karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu.

– Bizim Ar-Ge ekibi gökyüzünü müthiş gösteren bir filtre bulmuşlar. Hava nasıl olursa olsun fotoğraf yaylada çekilmiş gibi görünüyor. Ben ona isim buldum.

– Nedir?, dedi Mike, meraklanmıştı.

– Mavi Muammer.

– O ne yav? Habeş maymunlarının reyisi mi? dedi ve pis bir kahkaha attı.

– Mike, sen niye böylesin be kardeşim. Instagram’dan İP’lere bakmıştık geçen ay. Hatırladın mı? En büyük müşterilerimizden biri Türkiye. Mavi Muammer de Türklerin iyi bildiği bir Türk filmin adı. Biliyorsun ben Türkiye’de kaldım 3 ay. İnsanını tanırım. Bir gavur filmi Türkiye’de geçsin, bir filmde Istanbul desinler, Türk mafyası desinler, acayip hoşlarına gider. Biz de o damardan gireceğiz olaya. Instagram yeni bir filtre çıkarmış, adı da Mavi Muammer’miş diye dilden dile yayılacak. Kullanıcı sayımız artacak. Bloglarda yazacaklar, PR’ımız olur. Ajansa da isim bulması için para vermeyeceğiz. Nasıl fikir? dedi Kevin. Sesi dingindi. Mike’ın suratına baktığında bir endişe ifadesi yakaladı.

– Kevin, biz dev bir şirketiz. Bazı şeyleri iyi düşünmek lazım. Şimdi ben siyasete sık sık bakıyorum. Altın fiyatları ne durumda, siyasi kriz olursa parayı neye yatırmak lazım falan. Gördüğüm bir şey var. Türkler çok güçlendi. 3. havaalanı projesini duydun mu? Aklın durur yeminle. Yeni filtreye Mavi Muammer adını vererek dünya kamuoyunda da kabul gördükleri imajını yaratırsak, Başkan Obama bizi falakaya yatırır. Bir Allahın kulu su vermez şerefsizim.

Mike haklıydı. Kevin bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama sustu. Camın ardında uzanan şehre baktı. Günün bu saatleri için fazla sakindi. Dışarıyı izlerken yavaş yavaş yüzüne bir gülümseme yayıldı.

– Instagram filtreli pimapen cam işine mi girsek?