Ekşi Sözlük ve Onedio paracıkları ne yapıyor?

Ekşi Sözlük ve Onedio paracıkları ne yapıyor?

Şaka tabii. Asıl soru, ne yapmıyor? Yavaştan meramımızı anlatmak için ekran görüntüleri kullanalım.

Alttaki ekran görüntüsünde Onedio’nun ağası Kaan Bey, içerik hırsızlığı/intihal konusunda Onedio’yu eleştirdiğimde gelip user generated content için (kabaca, mecra ve editörleri tarafından değil de, kullanıcılar tarafından üretilen bağımsız içerikler manasında)  takip yapmanın imkansızlığını vurgulamıştı. Örnek olarak da Vimeo, Youtube gibi milyonlarca aktif kullanıcısı olan mecraları örnek göstermişti.

2014-11-24_1808

Sonrasında tartışmaya Yalçın Bey katılınca Kaan Bey’le aralarında şöyle bir konuşma geçti.

2014-11-24_1816

Kaan Bey, Onedio için günde yaklaşık 200 kullanıcı içeriği oluşturulduğundan bahsediyor ve takibin imkansızlığını hala vurguluyor. Ancak nicelik olarak Youtube’la karşılaştırılacak bir durum olmadığı ortada. Hiç olmadı bir kişiyi koyarsın başına, içerik yayınlandıktan sonra random bazı cümleleri Google’da arar, eğer başka bir yerde kullanılmışsa/çalıntıysa içeriği gizler. Hatta bir kişiden ziyade bir yazılım yardımıyla da bu süreç yönetilebilir. Yine aynı şekilde içerikten alınacak random 5-6’lı kelime gruplarını arayıp, olası bir birebir eşleşme durumunda kelime grubunun alındığı metni komple karşılaştıracak bir yazılımla bu iş çözülebilir. Ki zaten akademik dünyada gayet başarılı sonuçlar veren Turnitin asırdır kullanılıyor. Daha sonra baktın aynı kullanıcıda sürekli intihal durumu söz konusu, önce uyarırsın, sonra hesabı silersin.

Ekşi Sözlük örneği ise şöyle;

Bzk-nssIcAA12My

Üstteki ekran görüntüsü IŞİD’in Kobane’ye girmeye çalıştığı ilk dönem olan 10 Ekim’den. Hatırlarsınız, Kürt illeri merkezli protesto gösterilerinde 2 günde 45 kişi ölmüştü/öldürülmüştü. Yukarıda ekran görüntüsü yer alan entry ise günün en çok oylanan entry’si idi. Yani menüde herkesin görebileceği şekilde yer alıyordu.

2014-11-24_1818

Sonrasında Ekşi Sözlük ağası Sedat Bey ile aramızda yukarıdaki konuşma geçti. Haklı olarak içeriğin gizlenebilmesi için kullanıcıların şikayet butonunu kullanması gerektiğini, ancak bu şekilde hızlıca entry’nin görünürlüğü azaltabileceklerini söyledi. Devamında söylediklerime ise cevap vermedi. Halbuki hayvan gibi dezenformasyon yapılan bu dönemde, basit bir filtreleme yapılarak (içerisinde Kürt, Türk, Rojava, IŞİD, Kobane vb. keyword’ler geçen tüm entry’ler bir arayüzde toplanacak şekilde) ve filtrelenen bu içerikleri 1-2 kişinin denetleyeceği şekilde bir “teyakkuz” durumuna geçilseydi nefret suçu/söylemi içeren bu ve benzer onlarca entry bu kadar görünürlük kazanmazdı. Ki bunu da sürekli yapmaya gerek yok, böyle kriz anlarında yapmak bile yeterli aslen eğer niyet güzelse, iyiyse.

Asıl konuya dönersek; Ekşi Sözlük, Alexa’ya göre Türkiye’nin 9, dünyanın ise 522. en yüksek trafiğe sahip sitesi. Yine Alexa’ya göre Onedio ise Türkiye’de 17, dünyada ise 930. sırada. Bildiğim kadarıyla Ekşi Sözlük’te bir günlük reklam bütçesi 30-40 bin TL civarında (sayfa giydirmesi, reklam entry’sinin açılması vs). Onedio da native ad ile içerik başına gayet ciddi paralar kazanıyor. Yani yukarıda yazdığım, basit çözümlerin finansmanını sağlayabilecek güce fazlasıyla sahip iki mecra da.

Başlıktaki soruyu tersten soralım; Ekşi Sözlük ve Onedio kazandığı heyvan gibi paracıklarla ne yapmıyor? Çalıntı içeriği önlemek, özgün içerik üretimine değer kazandırmak için bir şey yapmıyor misal. Ya da görünürlüğü hayvan gibi olan nefret söylemini azaltmak için bir şey yapmıyor. Türkiye’de deli gibi para kazandıkları internet sektörü gelişirken, etik kriterler belirlemeyi ya da böyle bir bilinç oluşturmayı hiç amaçlamıyor.

TR’de internet kullanıcıları arasında sosyal medya kullanım oranı %92. Aynı zamanda internette geçirilen aktif zaman da inanılmaz. Bir şeyleri değiştirmek aslında hep söylenegeldiği kadar zor olmayabilir bu şartlarda. Sadece mecraların bu konuda iyi niyetli ve hevesli olması lazım. Katılacak, geliştirecek, fikir yürütecek birileri illa ki çıkar.

Umarım sektördeki herkes bu konuda biraz düşünüp, “internet nasıl daha güzel, faydalı olabilir” sorusuna cevap vermeye çalışır. Ve umarım bu cevaplar sadece ekonomik motivasyonlarla verilmiş cevaplar olmaz.

Reklamlar

Who watches the watchmen?

Who watches the watchmen?

Başlık Allan Moore’un ünlü çizgi romanı Watchmen’de geçiyor. Halkın, Watchmen adlı süper kahraman takımını protesto etmek için duvarlara yazdığı bir slogan. Sonrasında gazete manşetlerine taşınıp süperkahramanların kimliklerini ifşa etmesini ve denetlenmesini zorunlu kılacak kanunları çıkartan kampanyanın başlangıç cümlesi. Türkçe’ye “Gözcüleri kim gözlüyor?” diye çevrilmiş. Neticesinde, ayrılanlar olsa da Wathcmen tayfası devletin kontrolüne girip kariyerine devletin baskı aygıtı olarak devam ediyor.

Hem kasetteki şarkıyı kalem vasıtasıyla geri sarabilmiş hem de torrent sitesinden atılmamak için fake upload çakabilmiş şanslı azınlıktan biri olarak gelişimine tanık olduğum en önemli şey internet. Müthiş amk. Adres çubuğuna herhangi bir şeyi yaz ve enter’a bas. Karşında milyonlarca sonuç. Insanın aklı almıyor yeminle.

Dahası, internet sürekli gelişiyor. Hem yeni cihazların bulunmasıyla (akıllı telefonlar vs) beraber fiziksel olarak internete erişim süremiz artıyor hem de büyük sitelerin kullanıcı deneyimini artırmak için geliştirdiği algoritmalar sayesinde (Facebook vs) bize daha uygun içeriklerle muhatap oluyoruz. Yeni cihaz kısmında anlaşılmayacak bir şey yok. Ama kullanıcı deneyimini artırmak için üretilen algoritmalar ve filtrelenmiş içerikler konusu biraz karışık. Facebook örneğiyle anlatalım.

Alttaki görsel Facebook arayüzü. Kırmızı ile çevrelenen de newsfeed/haber kaynağı olarak geçen, takip ettiğiniz sayfaların, arkadaşların, grupların paylaştığı içerikleri gördüğünüz alan.

2014-07-13_2039

Newsfeed denilen bu alanda öncelikle 10 tane içerik bulunur. Siz sayfada aşağıya indikçe yeni içerikler yüklenir alt tarafa. Ancak temel bir sorun var. Varsayalım Facebook’ta 300 arkadaşınız, 200 beğendiğiniz sayfa var ve 20 tane de gruba üyesiniz. Ve siz Facebook’unuzu açtığınız anda hepsi birer tane içerik paylaştı. Sizin newsfeed’inizde ise sınırlı bir alan var. Hangi içerikler size görünecek 10 şanslı içerikten biri olacak? Facebook -ve diğer pek çok büyük site- bu temel sorunu geliştirdiği algoritmalar yardımıyla çözüyor. Peki nasıl çalışıyor bu algoritmalar? Facebook diyor ki senin en fazla etkileşimde bulunduğun kişilerin/sayfaların paylaştıkları içerikleri senin newsfeed’inde daha fazla gösteriyorum. Yani, kankan Bufail’in paylaştığı her içeriğin altına “moruk çok komikmiş sdkjlfkd” yazıyorsan, Bufail’in paylaştığı neredeyse her içerik senin newsfeed’inde ilk 10’da görünüyor. Etkileşim kriterlerden sadece biri, daha onlarca kriter var. Algoritmaya etkiyen kriterler sürekli olarak güncelleniyor ve aslında tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz.

Burada Eli Pariser’in “Filtre Baloncukları”nı anlatan güzel bir TED konuşması var. Facebook newsfeed örneğindeki algoritmaların artık interneti ne kadar değiştirdiğinden bahsediyor. Bayağı da iyi bir örneği var. Eli, pek çok arkadaşına “Google’a ‘Mısır’ yazın ve gelen sonuçların ekran görüntüsünü bana yollayın” demiş. Sunumda iki arkadaşından gelen ekran görüntüleri var. Birinde gelen tüm sonuçlar “Arap Baharı” da denen küresel isyanların Mısır ayağıyla ilgiliyken diğerinde isyanla ilgili hiç sonuç yok. Eli Pariser, Google örneğindeki gibi internette fitre balonlarıyla çevrelendiğimizi ve artık tam olarak nasıl seçildiğini bilmediğimiz, kontrol edemediğimiz ve daha kötüsü bizim seçmediğimiz içerikler aracılığıyla dünyayla bağlantı kurduğumuzu söylüyor.

Bu konuda güzel de bir distopya örneği var. Facebook, 2012 yılında bir deney yapmış. 700 bin kişinin newsfeed’ini kapsayan bu deneye göre Facebook algoritmada bir değişiklik yapıyor. Bazı kişilerin newsfeed’inde pozitif duygular içeren içerikler görünürken, bazılarında ise negatif duygular içeren içerikler görünüyor. Pozitif ve negatif duyguların bulaşıcı olup olmadığının araştırıldığı bu deneye göre çok ufak bir yüzdede böyle bir etkilenme görülüyor. Sonucu siktiret, asıl konu senin rızan olmadan bir internet sitesi üzerinde deney yapıyor. Içerik tüketim alışkanlıklarının duygular üzerindeki etkisini ölçmeye çalışıyor. Önüne filtreler koyuyor ve neleri görüp neleri görmeyeceğine karar veriyor. Insanlık olarak anadilimizde yazılmış bir kitabın çevirisini okuyoruz.

En başa dönecek olursak, insanları korumak amacıyla hareket ettiğini söyleyen süper kahraman takımı Wathcmen’in tamamen denetimsiz olmasına isyan eden halk duvarlara “Who watches the watchmen?”i nakşediyordu. Haklıydı da, gözcüleri de gözleyen birileri olmalıydı. Watchmen’de gözcüleri denetleme/kontrol etme görevi devlete bırakıldı ve neticede Vietkong avlayan süper kahraman görmüş olduk.

Kullanıcılar olarak denetimde bizim de söz hakkımızın olması lazım gibi şeyler söylemek isterdim ama hükümetin internete DNS sproof çaktığı, internet sağlayıcısı TTnet’in PHORM‘la ortaklaşa insanları fişlediği bir memlekette yaşıyorum aq.

Çin Seddi’ni yaptıran hükümdar Türk müydü?

Çin Seddi’ni yaptıran hükümdar Türk müydü?

Anibal Savaşları sırasında Uzakdoğu’daki Altı Krallık’ı ele geçirerek feodal düzene son veren ilk Çin hükümdarı Shih Huang Ti, ilk iş olarak Çin Seddi’nin yapılmasını emretmiş. Bunun yanında Çin Seddi’nin yapılası ile eşzamanlı olarak dini kitaplar hariç tüm kitapları da yaktırmış. Her ne kadar Shih Huang Ti, muhaliflerinin dayanaklarını yok etmek için kitapları yaktırmıştır gibi düşünmek mantıklı gözükse de, Jorge Luis Borges’e göre bu tavır ölümsüzlüğü arayan bir adamın zaman (kitapların yakılması) ve mekan (Çin Seddi) ile tüm bağını kopartması anlamına geliyor. Diğer bir yazar Herbert Allen Giles ise, yakılmaması için kitap saklayanların kızgın bir demirle damgalandığını ve ölene kadar duvarın yapımında çalıştırıldığını anlatıyor. Tanrı olmaya çalışan Shih Huang Ti başarılı olamadı, fakat ardında 10.000 km’lik bir duvar ve sırf kitap sakladı diye ölene kadar duvarın yapımında çalışmak zorunda kalan onbinleri bıraktı.

Aradan yüzyıllar geçse de tarih tekerrür edebiliyor. Misal, memleketimizde Imamın Ordusu isimli henüz basılmamış kitap nedeniyle yazarlar 1 yıl tutuklu kalabiliyor. Ki bu yazarlar bildik, tanıdık insanlar olduklarından kamuoyu oluşturmak fazlasıyla kolay. Ya tanınmayan, bilinmeyenler? Örneğin Çağdaş Hukuçular Derneği’nin bir araştırmasına göre Istanbul ve çevre illerdeki hapishanelerde 500’ün üzerinde tutuklu öğrenci var. Bunların önemli bir kısmı parasız eğitim, demokratik toplum, insan hakları gibi memleketimizi bölmesine kesin gözüyle bakılan konularda düşündükleri için hapisteler. Diğer taraftan Çağdaş Gazeteciler Derneği tutuklu gazeteciler hakkında bilgileri güncel olarak sitesinden yayınlıyor. KCK, Ergenekon gibi davalar nedeniyle hiçbir suçlama olmaksızın yıllardır tutuklu olanları bu yazıya konu etmeden bir kenara koyup, sadece öğrenci ve gazetecilerden oluşan yüzlerce insanın hapiste olduğunu düşünürsek, girişteki hikayeye bağlantımızı kurabiliriz. Nasıl ki ilk Çin hükümdarı Shih Huang Ti, emirlerine karşı gelerek kitap saklayanları damgalayıp ölene kadar Çin Seddi’nin yapımında çalıştırdıysa ve hayatlarını kararttıysa, günümüzde de “kitap saklayan” öğrenci, gazeteci ve yazarlar tutuklanmaktadır. Şu ana kadar 78 çalışanı öldürülen Özgür Gündem gazetesinin genel yayın müdürünün bir röportajda dillendirdiği cümle durumun vahametini gösteriyor: “90’larda ensemizde mermi soğukluğunu hissederdik, şimdiyse bileklerimizde kelepçenin soğuğunu hissediyoruz.”

“Kitapların yakılması” hususunda tarihte pek çok örnek verilebilir. Memleket sathında bizim örneklerimiz tutuklu gazeteci ve öğrenciler oluyor şu anki durumda. Duvar örme kısmı ise internette fazlasıyla mevcut.

Engelli Web’in istatistiklerine göre şu anda erişime engellenmiş 18.912 site var. Bunların %84’ünü TİB engellemiş. (Ayrıntılar buradan görülebilir.)  İşin kötüsü bunları devlet açıklamıyor. Yani sayılar kesin değil, .çok daha fazlası da var belli ki. Diğer taraftan sansürden çok daha kötüsü olarak otosansür gelişmekte. Başı belaya girmesin diye yazdıklarını yumuşatan ya da sitesini/bloğunu kapatan kişiler var.  Medya tamamıyla ele geçirilmiş vaziyette. Neredeyse sağlıklı bilgilerin alınabileceği tek kaynak internet. Fakat orada da açıklama yapılmaksızın siteler kapatılıyor, internete duvar örülüyor. Anonimliği sağlayan araçlardan VPN’ler bile engelleniyor kimseye haber verilmeksizin. Dolayısıyla kimin neye ne kadar erişebileceği devlet tarafından kontrol edilmeye çalışılıyor. Iktidarın çıkarlarına olmayan siteler kapatılıp, diğerleri daha fazla göze sokuluyor, dezenformasyon yapılıyor.

Çin Seddi’ni yaptıran hükümdar Shih Huang Ti’nin 3 numara makineyle alınmış bıyıkları var mıdır bilinemez. Fakat internete duvar örmesiyle olsun,  gazeteci ve öğrencileri tutuklayarak “kitap yaktırma”sıyla olsun Başgan’ımızın, Çin hükümdarı Shih Huang Ti ile benzerliği su götürmez bir gerçek.

Image