Facebook, Nelson Mandela fotoğrafı paylaşan tüm sayfaları kapattı!

Facebook, Nelson Mandela fotoğrafı paylaşan tüm sayfaları kapattı!

Eğer Facebook 1960’lı yıllarda kurulmuş olsaydı, muhtemelen Nelson Mandela’nın fotoğrafını yayınlayan tüm sayfalar kapatılabilirdi.

Irkçı Apartheid rejimi, 1948 yılında gerçekleşen Güney Afrika Cumhuriyeti seçimlerinden sonra resmi olarak yürürlüğe girdi. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan Siyahları “adam etme” girişimi olan Apartheid rejimi, katliamlarla beraber sürdü.

Daha sonrasında çıkarılan yasalarla kurumsallaşan Apartheid rejimine karşı, African National Congress (ANC)’in silahlı kanadı olan  Umkhonto we Sizwe, 1961’den itibaren şiddet içeren eylemlere başvurdu. Misal bu örgütü Nelson Mandela kurdu. 1 yıl sonrasında da Güney Afrika Cumhuriyeti’ne döndüğünde tutuklanarak hapsedildi. 27 yıl hapis kaldıktan sonra, salıverilmesi için yapılan uluslararası kampanyanın ardından özgürlüğüne kavuştu, başkan seçildi, Nobel ödülü aldı falan filan. 

Misal bu yıl Nelson Mandela’nın hayatını konu alan bir film gösterime girecek. Hatta bazı sinemalarda cesur bir kararla Kürtçe dublajla gösterilecek. Çok tartışılacak, çok konuşulacak gibi görünüyor.

Fakat dediğim gibi eğer 1960’lı yıllarda Facebook olsaydı ve bugün Nobel Barış Ödülü sahibi olan Nelson Mandela’nın fotoğrafını o zamanlar Facebook sayfanızda paylaşsaydınız, içeriğiniz sayfanızdan kaldırılır ve devamında sayfanız kapatılırdı.

Geleceğimiz  yer belli; Facebook’un aktivistlerin, alternatif medya organlarının, Kürt siyasetçilerin ve BDP’nin sayfasını kapatması sansür müdür? Şurada, Director of Facebook Policy in Europe titri olan ve bu konuda Facebook’un en yetkili ismi olan Richard Allan’ın röportajı var. Sağ olsun Radikal’den Ezgi Başaran ulaşmış kendisine ve soruvermiş herkesin aklındaki soruları.

Röportajda Facebook’tan Richard Allan, sayfa kapatma ve içerik silme konusunda zorlu bir süreç sonucu ancak karar verebildiklerini, bu konuda kıstas olarak  uluslararası terörist listesinde yer alan şiddete bulaşmış örgütlerin simgelerini barındıran içeriklerine izin vermediklerini söylüyor. Ve ne kadar kaygan bir zemin olduklarını anlatmak için El Kaide örneğini vererek “keşke her şey bu örnekteki gibi siyah ve beyaz olsa” diyor.

Ancak işin aslı Richard Allan’ın söylediği gibi mi? Hakikaten sadece terör örgütü simgelerinin yer aldığı içerikler mi kaldırılıyor? BDP resmi bir parti  değil mi, neden sayfası kapatılmadan önce Türkiye ile iletişime geçilmiyor? Yahut geçiliyorsa bu neden açıklanmıyor? Facebook’ta içeriğin niteliği ile ilgili kararları veren kişilerin yetkinliği nedir? Insanların sosyal medyada konuşabilecekleri konuların sınırlarını terör örgütleri mi belirleyecek? Mevcut politik düzende, egemen aklın desenleriyle şekillenmiş sistemin tanımları üzerinden konuşmak/yargılamak ne kadar doğrudur? Gezi’ye giden yolun duvarlarında Uğur Kaymaz’ın, Cihan Kırmızıgül’ün, hapisteki minimum 700 öğrencinin, tutuklu gazetecilerin ve daha nice “terörist”in resimleri varken egemenin tanımladığı kavramlar üzerinden değerlendirme yapmak doğru mudur? Pek çok soru sorulabilir, malum.

Misal Nusaybin’de göstericilere saldıran asker/polis görüntüleri Facebook tarafından silinmiş. Sayfanın adminlerine de yetki kısıtlaması getirilmiş. Şüphesiz ki Nusaybin’de devlet uzantılarından dayak yiyen insanların -bu insanlar kim olursa olsun- görsellerinin Facebook tarafından kaldırılması sansürdür. Ki bu örneklerden sadece biri. Pek çok böyle örnek var. Özellikle Gezi Direnişi’nden sonra BDP’nin sayfasının kapatılması sonrası ayyuka çıkan bir sansür var.

Diğer taraftan Facebook bir sosyal mecra olarak kullanıcılarının söylediklerini kısıtlama hakkına sahip olmalı mıdır? Bu da örnek her kim olursa olsun tartışılması gereken bir konu. Zira çocuk  pornosu konusunda sıkça dile  getirildiği üzere, otoritenin yaptığı şey insanların çocuk pornosuna erişimini engellemektir. Ancak çocuğun istismarını  engellemeye dair alınan sonuç yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla aslında efektif çözümler üzerine konuşmak gerekli. Zira bu haliyle sistem, sansürün meşrulaştırılması amacı taşımaktan öteye geçememektedir.

Konu hakkında Alternatif Bilişim’in akıl açıcı bir makalesi de burada.

“Denyolar asla ölmez, sadece şekil değiştirir!”

“…terör örgütünün yürüttüğü çalışma sadece dağda, bayırda, şehirde, sokakta, gece arka 
sokaklarda haince pusu kurarak yaptığı saldırılardan ibaret değil, sadece silahlı terör değil. 
Bunun bir başka ayağı daha var. Psikolojik terör var, bilimsel terör var. Terörü besleyen arka 
bahçe var. Bir başka ifadeyle propaganda var, terör propagandası var.  Neyiyle veriyor, belki resim yaparak tuvale yansıtıyor. Şiir yazarak şiirine yansıtıyor, günlük  makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor. Hızını alamıyor terörle mücadelede görev  almış askeri, polisi doğrudan çalışmasına, sanatına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyor.  Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor, uğraşılıyor. Terörün arkadan dolanarak  arka bahçede yürüttüğü faaliyetler ki arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır,  Almanya’dır, Londra’dır, her neyse, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur.  Şimdi dağdaki ile belki kırsaldakiyle mücadeleniz kolay bana göre ama bu arka bahçede ayrık  otu ile tereler birbirine karışıyor. Hepsi yeşil renkte görünüyor. Birbirine karışıyor, kimisi zehirli, kimisi faydalı. Hangisinin faydalı, hangisinin zehirli olduğunu ancak yiyince anlıyorsunuz.”

Eski İçişleri Bakanı Idris Naim Şahin’in 26 Aralık 2011’de polis sempozyumunda yaptığı konuşmadan.