AKP’ye Sosyal Medyada Sansür mü Uygulanıyor?

Son zamanlarda AKP’ye sosyal mecralardan sansür uygulandığına dair havuz medyasında ciddi bir propaganda yapılıyor, denk gelmişsinizdir. Bu sansür iddiası iki başlıkta ilerliyor; Facebook’ta Yeni Şafak Gazetesi’nin 10 milyon takipçili sayfasının kapatılması ve Twitter’da #WeLoveErdogan hashtag’inin TT’den kaldırılması. Ayrı ayrı inceleyelim.

yeni-safak-iddia4

İddiaya göre Facebook, Yeni Şafak Gazetesi’nin 10 milyon takipçili Facebook sayfasını sansür amacıyla kapattı. Hakikaten de bir süre sayfa kapalı kaldı. Şu anda ise yayında ve 7,5 milyon takipçi ile Facebook macerasına devam ediyor. Na burada. Süreç nasıl gelişmiş, acaba neden kapatmışlar sorularına cevap verebilmek için dünyada en çok kullanılan ve en çok kabul gören sosyal medya ölçümleme servisi SocialBakers verilerine bakalım.

2016-04-06_1354

Kasım ayının başında sayfanın fan sayısı yaklaşık 5 milyonmuş. Nasıl olduysa ondan sonra bir artış başlıyor ve Kasım ortası-Aralık başı arasındaki 15 günde sayfaya +4 milyon takipçi geliyor. Facebook reklamlarıyla bu kadar kısa sürede bu kadar fan kazanmak mümkün değil. Ki maliyeti de inanılmaz boyutlarda olur. Yani bu seçenek mantıklı değil. Peki nasıl oldu bu artış? Facebook sayfalarının yönetim panelinde “mükerrer sayfaları birleştir” diye bir seçenek var. Buradan sayfa birleştirmesi yapılabiliyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok fan ancak sayfa birleştirme yoluyla yapılabilir. Hangi durumlarda sayfa birleştirmesi yapılabildiği Facebook yardım bölümünde ayrıntılı olarak anlatılmış. Meraklısı buradan inceleyebilir.

Eğer uzun zamandır sosyal medyacıysanız bilirsiniz, 2011-2013 yılları arasında (Facebook reklamları o  kadar yaygın değildi ve denetim pek yapılmıyordu) bu sayfa birleştirme yöntemiyle neredeyse her marka sayfasını büyüttü. Ha markanın haberi yoktur, eyvallah ama ajanslar bu yöntemi “yayılım” adı altında düzenli olarak kullandı. Misal o zaman 250 TL’ye aynı gün 50 bin takipçi alabiliyordunuz sayfanıza. Bu  işin piri olan dalyaraklardan birkaçı şu anda ajans sahibi ve bazı bazı “sektörün etik değerleri” falan diye tweet atıyorlar :)) Hatta, bilen bilir, 2013-2014’te pek çok markanın Facebook sayfasından ciddi fan düşüşü oldu. Sebebi de artık Facebook’un yazılımları sayesinde bu fake fan işini geriye doğru tarayabilmesiydi.

Yeni Şafak mevzuna dönecek olursak, diyelim ki hakikaten de Facebook Yeni Şafak’ın sayfasını sansür yüzünden kapattı. Peki neden tekrar açtı? Neden 2,5 milyon fan eksildi? Yeni Şafak neden şimdi sansür falan demiyor? Madem AKP’ye saldırı var, neden diğer havuz medyası üyelerine bir şey olmadı? Velhasıl konu sansür değil, usulsüz fan kazanma.

Twitter’da #WeLoveErdoğan hashtag’inin TT’den kaldırılması konusuna gelelim. Twitter’ın TT algoritması, suistimal edilmemesi için tam olarak tüm ayrıntılarıyla açıklanmasa da genel itibariyle bazı olmazsa olmaz kaidelere dayanıyor. Güncellik bunlardan biri. Yani a hashtag’iyle 1 ayda 10 bin tweet atılmasındansa, b hashtag’iyle 2 saatte 300 tweet atılması daha önemli. Geniş katılım bir diğer kriter. Yani a hashtag’ine 100 kişinin 10 bin tweet atmasındansa, b hashtag’iyle 500 kişinin 1000 tweet atması daha önemli. Kullanılan hashtag’in yeniliği de önemli bir kriter. Zira daha önce TT olmuş bir hashtag, eğer çok fazla sayıda yeni kullanıcı tarafından birim zamanda çok fazla tweet’lenmiyorsa tekrardan TT olması çok zor (hatta #OccupyWallStreet hahstag’inin TT’den düşmesine/düşürülmesine verilen resmi cevap bu şekilde). Meraklısı için şurada Buffer’ın blogundan güzel bir makale var.

#WeLoveErdoğan’ın TT’den düşürülmesi meselesine gelirsek, yukarıda açıklanan kaidelere uymayan bazı durumlar var. Misal, #WeLoveErdogan hashtag’i yeni değil. 2013’ten itibaren kullanılıyormuş. Dolayısıyla daha önce TT olduysa, tekrardan uzunca bir süre TT’de kalması pek mümkün değil. Bir yazılım yardımıyla incelemek lazım ama benim gördüğüm kadarıyla hashtag’deki hacmin önemli bir kısmı aynı hesapların düzenli olarak aynı hashtag’le içerik paylaşması şeklinde gerçekleşmiş. Tabii en büyük sorun çok fazla bot hesap kullanılması.

cevtcuzweaamhakrsm56faf531d81e1

Tüm bunların birleşiminde de hashtag kaldırılmış yahut TT’den düşmüş.

Velhasıl, insan önce bir çuvaldızı kendine batırmalı. Her türlü ali cengiz oyununa başvurup, her türlü suistimali deneyip, neticesinde “ama beni sansürlüyorlar” dersen olmaz.

 

Twitter’ın yeni CEO’su ve yönetim kurulu toplantısında gerginlik

Elinde, dumanı tüten bir bardakla içeriye girdi. Masadakilere şöyle bir göz atıp eksik var mı diye kontrol etti bir anlığına. Tam istediği gibi, toplantıya katılacakların yarısı masanın sağına, kalan yarısı da soluna oturmuştu. Simetri odaklanmasını sağlıyordu. Duvara bitişik, beleş bisküvilerin olduğu masadan bir bardak altlığı alıp baştaki sandalyeye oturdu. Bardağın üstündeki “i ❤ Twitter” yazısını herkesin görebileceği bir açıyla önüne, bardak altlığının üstüne bıraktı. “Jaluzileri açıp, lambayı kapatalım” dedi kendine güvenle. Belli ki yönetim kurulunda herkes görev dağılımı yapmıştı. Masanın sonunda oturan, hafif toplu, al yanaklı, karga burunlu, gömleğinin yakası terle ıslanmış, ucuz takım elbise giyen Jozef bir koşu jaluziyi açtı. Sonra hızlı adımlarla lambayı kapatan tuşa basıp, giderken kafasıyla hafif bir selam vererek yerine döndü. Jozef’in bir köpekten tek farkı yeterince sadık olmamasıydı. Eğer ayağı kayarsa, ilk tekmeyi ondan yiyeceğini biliyordu. Dersine çalışmıştı. Kolay değil, İran’ın bozkırında onca sene davar güttükten sonra Twitter’a CEO olmak, hiç kolay değildi.  Gerçi davar her yerde davar dedi kendine. Gülümsedi.

Omid Kordestani, elindeki bardağı yavaşça ağzına götürerek bir yudum kahve içti. Biraz bekledi. “Gelirken bir poşet 3’ü bir arada aldım, içmek isteyen varsa buyursun” dedi ve ekledi “2’si bir arada da var”. Kimseden ses çıkmayınca “Başlayabiliriz” dedi. İlk toplantı tam düşündüğü gibi gidiyordu. Herkes otoritesini kabul etmiş gibi görünüyordu, şimdilik.

Açılışı Omid’in hemen sağında oturan Victor yaptı. Victor, masadakilerin en kıdemlisiydi. Hatta yeni CEO seçilmeden önce birkaç teknoloji ve business blogunda yeni CEO olacağına dair birkaç makale yayınlanmıştı. Güçlü, sarsılmaz bir karakteri vardı. Hakikaten de Omid olmasa en iyi aday Victor’du galiba. En azından masada oturanlara bakınca Victor, sarı leblebi dolu tabakta parıldayan adeta bir kaju, bir badem, bir şam fıstığı gibiydi.

Victor önce bir süre masadakilere baktı. Sonra projeksiyonun yansıdığı perdeye döndü. Birkaç saniye bekleyip Twitter 2015 yılı 2 ve 3. çeyrek reklam geliri karşılaştırma grafiğini getirdi perdeye.

“Görüldüğü gibi 2. ve 3. çeyrekler arasında %12’lik bir gelir artışı söz konusu. Bu artışı araştırdığımızda Türkiye IP’leri üzerinden gelen ciddi bir oran tespit ettik. Bildiğiniz üzere, Türkiye siyasi olarak fazlasıyla karışık. Bu durum hem siyasilerin daha görünür olmak için reklam vermesini sağlıyor, hem de markaların siyasi içeriklerden sıyrılarak görünürlük kazanması için daha fazla reklam harcaması yapmasını sağlıyor.” dedi ve birkaç saniye masadakileri izleyip tepkilerini ölçerek sessiz kaldı Victor. Parmağını kimsenin fark edemeyeceği kadar usulca hareket ettirerek perdeye şehir bazlı içerik dağılımını gösteren yeni bir slayt getirdi ve konuşmasına devam etti.

“Bildiğiniz gibi Türkiye, Twitter açısından pilot bölgelerden biri. Yeni bir özellik yayına almadan önce Türkiye’deki kullanıcılar üzerinde kullanım alışkanlıklarını ne yönde etkilediğine, sitede geçirilen ortalama sürenin değişimine ve reklam gelirlerimizdeki farklılaşmaya bakarak özelliğin akıbetini belirliyoruz. Bu anlamda Türkiye bizim açımızdan vaz geçilmez bir pazar.” dedi. Victor, projeksiyonu kontrol eden ufak cihazı yanındaki Dikembe’ye uzattı. Yeni CEO Omid Kordestani’ye dönüp “bundan sonraki kısmı global politikalar sorumlumuz Dikembe sunacak. Ancak öncesinde ufak bir bilgilendirme yapmak isterim size Omid Bey. Bundan sonraki kısım biraz sizinle alakalı. Lütfen sunumun sonuna kadar bekleyin, sonrasında alacağımız aksiyonları belirleyelim. Fikirleriniz bizim için çok önemli” dedi. “Fikirleriniz bizim için çok önemli” kısmında Omid’in sandalyesinde dikleştiğini fark etmişti. Bu hoşuna gitti. Birazdan konuşulacaklar için sorumlu kendisi olmayacaktı. Bombanın pimini çekmiş ve Dikembe’nin kucağına bırakmıştı.

Dikembe, keşke hiç Afrika’dan bu gavur ellere gelmeyeydim diye düşündü. Slaytı değiştirip konuşmaya başladı.

“Efendim, bildiğiniz üzere Türkiye’deki siyasi gündem fazlasıyla karışık. Hükümet bizden sürekli muhaliflerin IP’lerini istiyor. Biz de server çöktü, eleman masasında yok sonra sizi arayacağız falan deyip bekletiyoruz. Bazen sallayıp bir numara söylüyoruz, gidiyorlar. Fakat iş kontrol edebileceğimiz boyutu aşmak üzere. Özellikle 7 Haziran seçimleri sonrasında HDP’nin seçim ofislerinin basılması ve PKK’ya karşı başlatılan operasyonlar tekrardan Kürt-Türk ayrımını derinleştiriyor. Bu anlamda Twitter üzerinde de dijital bir savaş veriliyor.” Dikembe durdu ve önündeki bardaktan biraz su içti. Doğrudan Omid Kordestani’ye bakarak konuşmaya devam etti.

“Yine bildiğiniz üzere Türk tarafının en büyük kabuslarından biri Güneydoğu’da bir Kürt devleti kurulması. Söylemsel olarak Kürdistan çok uzun zamanlardan beri kullanılageliyor. Ancak 80 darbesi sonrasında Kürt kimliğinin yok sayılmaya başlamasıyla beraber bu kavram da unutuldu. Halbuki zamanında Atatürk bile…”

“Yeter ulan!” diye bağırdı Omid Kordestani. “Nedir ulan sabahtan beri yok söylemsel ayrışma, yok kara harekatı, yok anasının amı. Ne anlatıyonuz lan siz dürrükler!” Artık ayağa kalkmıştı. Doğrudan Dikembe’nin gözüne bakıyordu. “Tek bir cümlede ne anlatacaksan söyle” dedi. Dikembe adeta sandalyesine gömülmüştü. Yalvaran gözlerle Victor’a döndü. “Bu fikir Victor’dan çıktı, o söylesin” dedi.

Victor, gergin olduğunu belli etmemek için her zamanki gibi sandalyesinin kolçaklarına ellerini koymuştu. Sakince Omid Kordestani’ye döndü ve “Soyadınız Twitter’ın en büyük pazarlarından birinde varlığımızı tehdit ediyor. Değiştirmemiz lazım” dedi hızlı ve kendinden emin bir şekilde.

Omid şoke olmuştu. Nasıl yani der gibi Victor’a baktı uzunca. Victor ben ne yapayım istatistikler yalan söylemez der gibi bakışlarıyla cevap verdi ve Dikembe’den aldığı projeksiyon kontrol cihazında bir tuşa basarak yeni bir slayt getirdi.

“Durum budur Omid Bey.” dedi ve kullanıcılardan gelen hakaret tweet’lerini gösterdi. Bir tuşa daha bastı ve Omid Kordestani’nin CEO olmasından sonra Türkiye IP’li kullanıcılardaki düşüşü, sitede geçirilen ortalama zamandaki azalmayı gösteren grafikleri gösterdi. “Soyadınızın Kürdistanlı anlamına gelen Kordestani olması infial yarattı Omid Bey” dedi Victor. Bir yandan Omid’e bakıyordu tepkisini ölçmek için. Şaşırmıştı. Anlamıyordu. “Peki ne yapacağız?” dedi Omid şaşkınlığı devam ederken.

“Çok basit, soyadınızı değiştireceğiz. Bizce kaybettiğimiz kullanıcıları geri kazanabilecek sempatiklikte bir isim olmalı, değil mi arkadaşlar” dedi Victor ve etrafındakilerden destek bekledi. Masadakiler evet anlamında kafalarını sallıyorlardı.

“Yani ne olacak” dedi Omid.

“Omid ÖlürümTürkiyem düşündük efendim. Nefis oldu bizce.” dedi Victor. Masadakiler kafalarını sallayarak onayladı.

Düşünce önleme birimleri karşılaştırması: Gelecekbilim Kongresi vs 1984

İletişim, dil, edebiyat pek de hakim olduğum konular değil lakin yazmak istediğim konular. Bu blog benimse neden yazmıyorum ameke diyerek cahil cesaretiyle girişeceğim müsaadenizle 🙂

Namlı distopyalardan George Orwell’ın 1984’ü ve Stanislav Lem’in Gelecekbilim Kongresi arasında dil ve düşünce konusunda ilginç bir zıtlık var.

Belki de distopya denilince ilk akla gelen roman 1984. Katı bir devlet denetimi ve yönetimi var. Kavramlar bu yönetim içerisinde karşıtlarına dönüşmüş durumda. Hakikat Bakanlığı’nın görevi yalan söylemek, Sevgi Bakanlığı’nın görevi cezalandırmak… 3. çeyrek için hedeflenen ilerleme kaydededilemedi mi? Geçmişi değiştir olsun bitsin. Üretilmesi hedeflenen buğday miktarını tüm yazılı mecralardan sil. Gerçekleşen hedefin alında yeni bir hedef belirle ve yeni “başarı”yı tüm ulusla paylaş.

1984’te düşünceyi kontrol altında tutabilmek için dil değiştiriliyor. Düşünce suçlarını önlemek için günlük hayatta kullanılan kelime sayısını düzenli olarak düşüren katı bir devlet yapısı var (“Dil düşüncenin evidir” lafını hakikat kabul ettiğimizde dili kısıtlamak, düşünceyi de kısıtlamaya varıyor basit mantıkla). Yaşlılar tam adapte olamasa da Yeni Konuş adı verilen kısıtlanmış dil, distopyanın içine doğmuş nesil tarafından kullanılmakta. Harikulade, mükemmel, enfes, müthiş, fevkalade ve benzer anlamdaki kelimeler artık yok. Onun yerine iyi ve çiftiyi var. Eğer iyiden daha iyiyse, çiftiyidir. Devlet, şanlı ulusunun enerjisini diğer başarısız devlet örneklerinde olduğu gibi sanat, iletişim gibi gereksiz “hobi”lere harcamasına izin vermeyecek kadar “iyi”dir. Bu kısıtlanmış dil nedeniyle “Big Brother”ın gözetimindeki halk sorgulama yetilerini yavaşça kaybediyor. Doğru soruları oluşturmak için kullanacağın kelimeler zihninde artık bir yer kaplamıyorsa, soruları da soramazsın, gayet basit bir mantık.

Gelecekbilim Kongresi ise her anlamda 1984’ten farklı. Zira ortada aslında tam bir “kötü” yok. Insan nüfusu 70 milyar civarı. Kaynaklar yetersiz. Insanlar da kaçınılmaz sona yaklaşırken, gördükleri daha “güzel” olsun diye kemitokrasi dedikleri, kimyasalla uyuşturuldukları bir sisteme geçiş yapıyorlar. Her yere düzenli olarak kimyasal veriliyor ve insanlar gördükleri tripte “mutlu mesut” bir halde insanlığın kaçınılmaz sonuna doğru ilerliyor.

Stanislav Lem’in Gelecekbilim Kongresi’nde dilin kullanımı 1984’ün tersine kısıtlamacı değil, genişletmeci bir yapıda. İnsanların düşünüp icat edebilecekleri şeylerin kelime hazneleriyle bağlantılı olduğu kabulü var Gelecekbilim Kongresi’nde. Dolayısıyla romanda sık sık, farklı kelimelerin birleşimiyle oluşturulmuş aslında anlamı olmayan yeni kavramlar yaratılıyor. Farz-ı misal; terlikpeyniri, blogsilah, zamanatak, sigaragüğümü… Söylendiği andan itibaren bu kavramların var olduğu ve gelecekteki amaçlarımızdan birinin bunu icat etmek olduğu kabul ediliyor. Yani, sonsuz olasılıklar aleminden tamamen raslantısal seçilmiş kelimeler üzerinden bir görev listesi oluşuyor. Bu da kimyasal maddeler ile yönetilen insanlığın prensipte “düşünce” üzerindeki en etkili engeline dönüşüyor.

Bana göre 1984 ve Gelecekbilim Kongresi’nde dildeki yapısal tahribatın “düşünce önleme birimi” işlevi görmesiyle, sosyal medyanın iletişimde yarattığı yapısal değişiklik arasında bazı eşleşmeler var. Misal, 140 karakter sınırı bulunan Twitter’ın yarattığı jargon, 1984’ün Yeni Konuş’u ile bayağı benzer. ABV, AEO, ARV, AQ, AMK gibi kalıpların karakter kısıtlaması nedeniyle bir zorunluluğa dönüşmesinin yanında, söylenmek istenen şeyin anlaşılır halde görünmesi için daha az kelime kullanma refleksi oluşması, yahut basite indirgemenin Twitter için olmazsa olmaza dönüşmesi en temel benzerlikler. Gelecekbilim Kongresi’nde ise rastgele seçilmiş iki kelimenin birleşimiyle yaratılan yeni kelimenin, icat edilecek bir şey olarak listelenmesi, yani anlamsızlığın somutlaşması, sosyal medya içerisindeki bilgi akışının kavramları anlamsızlaştırması ile bağlantısı var bence. Tüm gün, pc başında ya da cyborg uzvumuz akıllı telefonlar aracılığıyla binlerce farklı konuda bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz -özellikle Gezi’den beri memleketteki tüm gelişmeleri anlık takip eden insanları düşünün-. Bu bilgi bombardımanı içerisinde, insani duyarlılıkları kaybedip, istatistik ve veri haritacılığını geliştiriyoruz (Şahsi kanaatim tabii bu, ne diyon lan sen dürrük diyene boynum kıldan ince). Yani aslında her gün milyarlarca insanın paylaştığı milyarlarca içerik nedeniyle, “önemli” ile “önemsiz”/ “daha az önemli” arasındaki farkı kaybediyoruz. Aynı gün milyonlarca paylaşım yapılan hassas konuların -#ÖzgecanAslan misal- bir gün sonra nasıl hatırlanmadığını, önemsizleştiğini hatırlayın. Sosyal medyanın yapısı, o muazzam bilgi akışı bundan başka bir şey yaratmaz. Her şey anlamsızlaşır. Devlet şiddetiyle öldürülen insanlar birer hashtag’e dönüşür. Tarafını belli etmenin “mücadele”ye dönüşmesi, öyle algılanması, belki de bu çağın vebası. Aslında uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir konu bu.

Velhasıl, bilim kurgu eserleri var olan üzerinden yola çıkan bir gelecek projeksiyonu neticede. Rengi, dokusu, kumaşı farklı olabilir ama derdi aynı. Sosyal medyayı da biraz bu kötücül kurgulara dayanarak yorumlamakta fayda var.

Neden Twitter’da Türkiye TT’si yaraque gibi?

Neden Twitter’da Türkiye TT’si yaraque gibi?

“Yaraque gibi bir memlekette yaşadığımızdan” cümlesiyle bitirebiliriz aslında yazıyı 🙂 Ama öyle yapmayıp, teknik boşluklardan yararlanarak insanlığı ikinci planda bırakan şerefsiz evlatlarını ifşa edelim!

Türkiye, sosyal medya kullanımı oranına göre dünyanın en aktif ülkelerinden biri. Istatistiklere göre Türkiye’de nüfusun yarısının internet erişimi var. Facebook’a Türkiye üzerinden bağlanan aktif 33 milyon hesap var. Bunların çok büyük bölümü gerçek hesap. Zira Facebook geliştirdiği yazılımlar yardımıyla düzenli olarak fake hesapları siliyor. Bu konuda da bayağı başarılılar. Misal geçen Ağustos ayında yanılmıyorsam yaklaşık 80 milyon fake hesap silindi. Bu yoğun kullanımı doğrulayan bir diğer araştırma da geçenlerde yayınlanan, Google’ın geliştirdiği ve güncel dijital tüketici istatistiklerini paylaştığı Consumer Barometer verileri. Bu istatistiklere göre internet kullanıcılarının sosyal medya kullanım oranında Türkiye %92 ile birinci. Dünya ortalaması %50 civarında. Türkiye’yi sırasıyla Arjantin (%86), Brezilya (%84) ve Çin (%83) takip ediyor.

Sosyal medyayı en aktif kullanan ülkeler için burada bir parantez açmak gerekir diye düşünüyorum. Zira listedeki Brezilya ve Çin, geleceğin ekonomik dünyasını şekillendireceği kabul edilen BRIC Ülkeleri’nden ikisi. Türkiye ise “Ikinci BRIC” kabul edilen MINT Ülkeleri’nden biri. Yine bir ortak payda olarak bu üç ülkede de küresel isyan dalgasının birer ayağı gerçekleşti. Burada biraz ayrıntıya girip isyanları simgeleriyle beraber anarsak; Türkiye’de Gezi Parkı’nın yıkılmaya çalışılması, Brezilya’da toplu taşıma ücretlerine zam yapılması, Çin’de ise devletin Hong Kong seçimleri için hükümet adaylarını kendisinin belirleyeceğini açıklaması ve üç ülkede de olayların büyümesi. “Amariga istemiyo olm bizim büyümemizi, ondan heb” sığırlığını bir kenara bırakıp simgeleri az biraz genelleştirirsek; kamusal alanların ticari metaya dönüşmesi, gelir adaletsizliği, özgürlüklerin kısıtlanması başlıklarına varabiliriz. Sadece bu örnekler üzerine düşününce vardığımız basit sonuçlardan dahi “Gelişmekte Olan Ülkeler”in ekonomilerini “geliştirmek” için giriştikleri savaşta, insanı nasıl konumlandırdıklarıyla ilgili isabetli bir şablon ortaya çıkıyor sanki. Dolayısıyla ekonomisi büyüyen ülkelerdeki insanların yoğun sosyal medya kullanımı, “devletin olmadığı ya da minimize edildiği alternatif bir sosyal alan” ihtiyacına da işaret ediyor.

Sosyal medya kullanımı ve Türkiye konusuna dönersek, ironik bir şekilde, otoban kenarında pinkik yapmak zorunda kalan birinin, belli bir bölgede ağaçların kesilip AVM yapılmasına destek vermesi sürecinde sosyal medyanın rolünü/etkisini irdelemek gerekir diye düşünüyorum. Bunun için öncelikle sosyal mecralarda daha görünür olan içeriklerin, kişilerin davranış biçimleri üzerinde nasıl etkilere sahip olduğuna bakmak gerekli. Misal şurada bir miktar bilgi var. Ama bu yazının asıl amacı sosyal medyanın davranışlara etkisinden ziyade, SOSYAL MECRALARIN BOŞLUKLARINI BİLEN ALLAHSIZLARIN OYUNUNA GELMEMEK TÜRKİYEM! Bunun için de örnek olarak Twitter TT’sini kullanarak oluşturulan dijital ihanet sarmalını ifşa edeceğim!

Türkiye, sosyal medyayı “pis” kullanan bir memleket. 3 sene evvel Facebook’ta marka sayfalarına 300 TL karşılığında 30 bin fan getiren tipler şimdi ajans falan açtı :(( Ileride ajans açmak ve saygın iş adamlarına dönüşmek isteyen bazı yavuşaklar da onların izinden ilerliyor.

2014-10-25_1713

Misal üstte 400 TL karşılığında dünya çapında TT yapabilen bir kardeşimizin telefon bilgilerini görüyoruz. Bu dijital ihanet sarmalı nasıl çalışıyor peki? Twitter kullanıcıları “anforoları gör”, “profiline kimler bakmış”, “bedava 1000 takipçi kazan” gibi sitelere girip Twitter hesapları ile sitede yer alan uygulamalara izin verirken genellikle şöyle bir şeyi kabul etmiş oluyorlar;

2014-10-25_2037

Yani beleş takipçi kazanmak için izin verilen bu uygulama ile kullanıcı; hesabından tweet atılmasına, herhangi bir içeriğin RT/FAV edilmesine, DM’lerine ulaşılmasına, profilin değiştirilmesine vs izin vermiş oluyor.

(Gundi Blogculuk A.Ş. hizmete doymuyor: Gezi sonrasında pek çok hesabın spam’lenmesi konusunda şunu yazdıydım. Twitter hesabınız bu şekilde bir uygulama tarafından suistimal ediliyorsa nasıl çözebileceğiniz yazıyor yazıda.)

Peki bu uygulamalar kullanıcıların Twitter hesabından bu izinleri aldıktan sonra ne yapıyorlar? Muhtemelen öncelikle daha çok denyonun hesabına ulaşabilmek için “BU SİTE GERÇEKTEN ÇALIŞIYOR! TIKLADIM 1 SAATTE 2000 TAKİPÇİ GELDİ YHA INANAMIYORUM! SEN DE KAZAN: http://www.burayatiklayangerizekalidir.com #BelesTakipçiKazan” gibi hazır bir tweet atıyor izni aldıktan sonra. Bu içeriği görerek siteye giden ve uygulamaya izin verenler ile mükemmel bir dijital ekosistem kurulmuş oluyor. Devamında ise kullanıcı izni kaldırmadığından/kaldırmayı akıl edemediğinden dolayı pek çok kere hesabından içerik paylaşılıyor, bir başka içerikler RT ediliyor, bilmediği hesaplar takip ediliyor/spam’leniyor falan.

Bzk_OYDIUAAWjrx

Misal üstte Selo Başgan’a çakan tweet’ler bu yöntemle otomatik atılmış. Muhtemelen bu tweet’lerin atıldığı zamanda  “AsılKatil SelahattinDemirtaş” Türkiye TT’sinde yerini almıştır. Yani kullanıcılar, Twitter ayarlarından bu uygulamaların sahip olduğu izinleri kaldırmadıkça (daha genel ifadeyle bu uygulamaları kullanma bilincine sahip olamadıkça) ve siyasi partiler bir propaganda faaliyeti olarak, söylemlerini görünür kılmak için bu suistimal sistemlerine para yatırdıkça Türkiye TT’sindeki yaraquelik düzelmez.

Diğer taraftan Twitter’ın da bu konuda bazı önlemler alması elzem. Zira böyle giderse Türkiye için, orta ve uzun vadede Twitter’ın kazanacağı reklam gelirleri fazlasıyla düşecektir.

Ödüllü yarışmamıza tüm halkımız davetlidir

Ödüllü yarışmamıza tüm halkımız davetlidir

Şüphesiz ki sosyal medya her anlamda çok güçlü bir iletişim aracı. 2011’den beri süregelen global isyanlar sırasında sosyal medya asli unsurlardan biriydi. Türkiye özelinde ise kullanım yoğunluğu ve fonksiyonlarına baktığımızda muhtemelen en güçlüsüydü. Hatta kullanım yoğunluğu o kadar fazlaydı ki -halen daha öyle- 31 Mayıs birkaç gün önceymiş gibi geliyor hala.

Tüm bu zaman zarfında elbette akla hayale gelmeyecek binlerce şey oldu. Ve bu olanları takip edebildiğimiz tek iletişim aracımız (bir elin parmağını geçmeyecek gazete ve TV’yi tenzih ederek) sosyal medya oldu. Sonrasında sansür, engellemeler, dns sproof ve daha nicesi.

Elbette kişiler kadar markalar da bu süreçte bir tavır almak durumunda kaldı. Özellikle küçük markalar kendi meşreplerince AKP’ye ve polis şiddetine atıfta bulunan/eleştiren içerikler yayınladı. Zira her marka-ajans toplantısında zikredilen “müşterilerinizle organik bağı sadece sosyal medya aracılığıyla kurabilirsiniz”in güncel karşılığı tam olarak buydu. Gördüğüm kadarıyla pek çoğu da hak ettiği üzere yüksek etkileşim aldı. Ha, insanlar polis tarafından öldürülürken/dövülürken/kör bırakılırken “ürünlerimiz çok güzeldir + 5TL lol” içeriği giren denyo markalar yok muydu, vardı elbet.

Peki marka tarafında işler nasıl işliyor? Markanın kurumsal iletişim ya da dijitalin bağlı olduğu departman her ne ise yıllık strateji toplantısından her ay ulaşılması gereken aylık KPI’lar geliyor. Bu KPI’lar like, follower, talking about gibi public veriler genellikle. Sektörel olarak erişim, siteye yaratılan trafik vs gibi KPI’lar da olabiliyor. Markanın yayınladığı “benim x’im çok güzel, alın hemen” içeriklerini kimse siklemediğinden, aylık KPI’ı tutturmak için sikko yarışmalar yapılıyor düzenli olarak.

Image

Misal üstte Ülker’in Facebook üzerinde düzenlediği bir yarışma postu var. Zaten yöntemler de üç aşağı beş yukarı aynı. Ya postu like et, çekilişle x kişiye ödül ya da yorum yaz çekilişle y kişiye ödül. Neticesi de yukarıdaki gibi. 50 bin küsür yorum, bin küsür like. Facebook’ta sayfanın aktifliğini temsil eden “talking about” sayısı (son bir hafta içerisinde like, yorum, paylaşım, tag’leme vs fonksiyonlar yardımıyla sayfa ile etkileşime giren tekil kişi sayısı) bu yarışma sayesinde muhtemelen olması gerekenin 10 katı civarına gelmiştir. Peki gerçekte bu ahbap çavuş ilişkisine “etkileşim” demek ne kadar doğru? Gerçekte beleş çikolat kazanmak için Ülker’in alt markaların adını yazan kişilerde bir marka algısı oluşması mümkün müdür? Sorular artırılabilir.

Velhasıl müşterisiyle organik bağ kurarak “siyaset”e  karışan marka mı, yoksa Ülker gibi “yorum yap kazan” ile bir illüzyonu “organik bağ” gibi gösteren marka mı derseniz ben ilkini tercih ederim. İlgili devlet kurumlarında mimli marka listelerinin dolaştığını bile bile.

Madem gücümüz yetiyor neden bizim gibi olmayanları yok etmiyoruz hahahaha

Madem gücümüz yetiyor neden bizim gibi olmayanları yok etmiyoruz hahahaha

Basın Hürriyeti’ni konu alan Anayasa’nın 28. maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” diye başlıyor. Şüphesiz ki uygulamadaki sıkıntıları hesaba kattığımızda bir taraftarın ağzından dökülen tezahüratı andıran bu cümle bizi fazlasıyla yanıltabilir. Zira halihazırda cezaevlerinde 5’i imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 64 tutuklu gazetecimiz var. Pek çoğu -hatta sanırım hepsi- ya Ergenekoncu ya da KCK’lı olmak suçlamasıyla içeride. Sebepler klasik; Silahlı terör örgütüne üye olmak, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrif etmek,  terör örgütü propagandası yapmak…

sticker_devlet_sansuru

Gezi Direnişi ile beraber “terör”ün tanımının aslında milyonlarca insanı bir anda nasıl kapsayabildiğini sanırım hepimiz gördük.  Hatırlarsınız, AB Bakanı Egemen Bağış’ın Gezi Parkı’nın boşaltıldığı gece Taksim’e gelmeye çalışan herkese terörist muamelesi yapılacağını ilan ettiği tweet’i kolektif hafızamıza kazındı. Dolayısıyla aslında “terörist” kavramının, devletin yönetimini ele geçirenlerce tekrar ve tekrar nasıl tanımlandığını artık biliyoruz. Ya da umarım biliyoruzdur. Bu geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle, gelecekte de böyle olacak. O yüzden oyumuz Sarıgül’e. Şaka lan. Devleti yıkalım 🙂

Ifade özgürlüğü konusunda da Basın özgürlüğünden aşağıda kalır bir durumumuz yok. Sırf sayısı bilinmeyen, devletin resmi kurumları tarafından açıklanmayan tutuklu öğrenciler bile durumun vahametini gösteriyor zaten.

111006-parasiz-egitim-pankarti.Jpeg,hlarge

Bu yazının konusu aslında 2 ay öncesine kadar TRT’de çalışan bir arkadaşım. Bir basın mensubu. Ayrıca Gezi Direnişi zamanında kişisel sosyal medya hesaplarından paylaşım yaptığı için soruşturma açılan ve işten çıkartılan biri. Konu hakkında detaylar için 1, 2 ve 3‘e bakabilirsiniz.

İşten çıkarma yalnız başına bir şey ifade etmiyor aslında. Zira yaşanan şeyler sadece iş akdinin feshedilmesinden öte bir anlama sahip. Bir sabah 150 kişinin selamı sabahı kesmesi, görev yerinin ve görevin herhangi bir gerekçe gösterilmeden değiştirilmesi, iş arkadaşları tarafından aptallık ettiğinin söylenmesi, Facebook ve Twitter hesabının üstlerine verilmesi, soruşturma yapma yetkisi bulunmayan TRT Insan Kaynakları Dairesi Başkanlığı’nın soruşturma yapması… Böyle gidiyor.

Malum, direnişe destek veren kamu görevlilerinin fişlenmesi, dışlanması artık herkesçe kabul edilen, ilginç bulunmayan bir şey. Devletin yönetimini ele geçiren “savaşçı”nın kendisine rakip olarak gördüğü herkesi yok edebilme meşruluğu, Osmanlı torunu olarak geleneğimizdir.

İşten çıkartılan arkadaşım hukuken tüm imkanlarını kullanacak ve karşı davalar açacak. Ben de takipçisi olup, mümkün mertebe buradan güncel durumu aktarmaya çalışacağım. Bunun yanında kamu ve özel sektörde çalışan kişilerin sosyal medyada neler yazıp neler yazamayacağına dair artık net kuralların bulunması bizi ileride nasıl bir distopyaya götürecek, bunu da uzun uzun konuşmak lazım.

Özgürlük, isteyenlerin kamuda başörtüsü ile çalışabilmesidir, doğru. Ama aynı zamanda işinden çıkartılma korkusu olmadan, polisler tarafından dövülerek öldürülen 18 yaşında bir çocuk için devleti protesto edebilmektir.

Ben yazıyorum Twitter yönetimi siliyor!!! Silinmeden paylaş!!!

Ben yazıyorum Twitter yönetimi siliyor!!! Silinmeden paylaş!!!

Son zamanlarda sıklıkla “Twitter yönetimi ile AKP anlaştı, muhalif hesaplar kapatılacak” gibi haberler görmekteyiz. Genel olarak Twitter’ın böyle bir tutumuna rastlamadım ben. Diğer taraftan Twitter misal 7. yıl videosunda Arap Baharı gibi pek çok isyan, devrim ve direniş görüntülerini kullanarak PR’ını yapıyor. Hatta “Transparency” bölümünde ülkelerin talep ettiği veri sayısını ve gerekçesini de düzenli olarak açıklıyor. Henüz 2013 Q1 ve Q2 raporu açıklanmadı, dört gözle bekliyoruz 🙂

Yani genel olarak Twitter’ın ekmek yediği kaba işemesi olur muhalif hesapların kapatılması.

Ben kapatılan muhalif hesapların, daha önce “koşulsuz takip” hashtag’lerindeki “tıkla anında 10000 takipçi kazan” linklerine tıklayarak bir uygulamaya izin vermiş hesaplar üzerinden otomatik spam’lenerek askıya alındığını düşünüyorum. Zira Twitter API’si Tweetbot, Hootsuite benzeri tool’lar gibi her uygulamaya bilgileri vermek zorundadır. Dolayısıyla aslında “tıkla takipçi kazan” linklerine tıkladığınızda ve istenilen izinleri verdiğinizde, o uygulamanın sizin Twitter hesabınız ile bir başkasını takip etmesine, sizden habersiz tweet atmasına ya da birinin tweet’ini RT etmesine izin veriyorsunuz. Hatta Twitter’da markaların “x hashtag’i ile attığı tweet’i en çok RT alan kazanıyor” yarışmalarını hep bu uygulamaları üreten dalyaraklar kazanıyor.

Aynı zamanda bu uygulama sizin Twitter hesabınız ile bir başka hesabı spam’leyebilir de. Yani muhalif hesaplar aslında daha önce böyle “kötü niyetli” bir uygulamaya izin vermiş, güvenlik konusunda bilgisi olmayan kişilerin hesapları ile kapatılıyor olabilir.

Peki ne yapmak lazım?

Kullandığınız tarayıcıdan Twitter’a giriş yapın.

Image

Üst şeritte, search bölümünün yanındaki dişliyi tıklayın.

Image

Açılan pencere üstteki gibi görünecektir. Burada settings’i tıklayın.

Image

Tıkladığınızda hemen solda, üstteki menüyü göreceksiniz. Apps kısmına tıklayın.

Image

Bu açılan bölümde, Twitter hesabınızı kullanmasına izin verdiğiniz uygulamaları görebilirsiniz. Şahsen ben, hiçbir yerli uygulamaya izin vermiyorum. Gavur uygulamalarında da çok kullanıcısı olan uygulamalara izin veriyorum sadece. Misal yukarıda Twitter hesabım ile Soundcloud’a izin vermişim (mobilde izinsiz paylaşmıyor). Eğer ki bu uygulamayı (soundcloud) bir daha kullanmayacaksam veya güvenmiyorsam hemen yanındaki “revoke access”e tıklıyorum ve kafam rahatlıyor.

Screen Shot 2013-07-30 at 12.52.32 PM

Bir de üstteki görselde feedly on IOS’un yanındaki gibi tıklanamayan izinleri görürsünüz. Onu da mobil cihazınızın ayarlar bölümünden bağlantısını kesmek durumundasınız.

Öyle denyo gibi “kim bağa bakmış” “kim benle en çok menşınlaşıyor” gibi yarrak kürrek uygulamalara izin vermeyin. Veriyorsanız da işiniz bitince izni kaldırın, kafanız rahat etsin. Arada da milleti spam’letmeye kalkan davarlara yardımcı olmayın.